Politika - Page 6

/

Batman’dan Kızıl Bir Yıldız Kaydı

Zamanın durdurulmaz akışının bir sonucu olarak bizim kuşak sonbaharına girdi gibi. Yavaş yavaş sararıp dalından düşen yaprak misali arkadaşlarımız hayattan birer birer düşüyor. Bu düşenlerin arasına maalesef Süleyman Talay da katıldı. Süleyman Talay, “kas hareketinin kontrolünden sorumlu sinir hücrelerinin hasarından kaynaklanan nadir

okuma süresi: 4 dk.

Belirsiz Bir Dünya Üzerine Bazı Düşüncelerim

okuma süresi: 6 dk.

Dünya nereye gidiyor? Dünya çok hızlı değişiyor. Bu değişimle birlikte; olaylar aniden peş peşe ve çok hızlı bir şekilde gelişiyor. Buna karşılık değişim ve gelişmeler karşısında çok hızlı hareket edemeyen ve uygun politikalar üretemeyenlerin her geçen gün işleri daha da zorlaşıyor. Sovyetler Birliği’nin tarihe veda etmesinin ve ardından Çin’in politika değiştirmesiyle, bu ülkelerin dünya çapında “birleşen küresel piyasa“ya katılması sonucu eski Doğu/Batı bölünmesi aşıldı. Kurulu model ve yapılar kendilerini dönüştürdü. Ülkeler arasındaki para, bilgi, mal, ürün ve hizmet akışı artarak çeşitlendi. Ve küresel boyutta bu çok önemli gelişmeler yaşanırken, dünya küresel bir kapitalizme doğru ilerlerken, finans merkezlerinin emrindeki tüm parasal,

İyi ve Kötü, Işık ve Karanlık, Yaşam ve Ölüm

/
okuma süresi: 4 dk.

Bizleri yılan ve akreple dolu karanlık odalarda terbiye etmek istiyorlar. Plan üstüne planlar yapılıp yaşamımızda ışık ve gül olmasını istemiyorlar. Kafeslenip mahkûm edilerek, dünyamız karartılarak, zindanda yaşamamızı istiyorlar. Işığın özgürlük, gülün barış olmasından dolayı ışıktan korkuyorlar, gülden nefret ediyorlar. Kana ekmek doğruyorlar. Kanı kanla yıkamaya çalışıyorlar. İnsanları kafeslerde yaşatmak istiyorlar. Bir avuç elit ülke nimetlerinden sadece kendileri nasiplenmek istiyor. Üretmeden, tüketmek; asalakça, üretenlerin kazancına ortak olmak istiyorlar. Ve mal üreteni, hizmet üreteni, bilgi üreteni de küçümsüyorlar. Her şeyin eskisi gibi sürmesini istiyorlar. Değişime karşı direnerek, hem kurumları, hem toplumu çürütüyorlar. Bunun için entrikaya, yalana dolana sarılıyor; karşısındakini karalıyor ve zehir

“Kürt Sorununda Yeni Dönem”

okuma süresi: 3 dk.

Kürt sorunu nedeniyle, Türkiye’de korkunç şeyler oldu. İnsanlarımız çok acılar yaşadı; yaklaşık 50 bin insanımız canından oldu. Kürtler’in yaşadığı coğrafyada operasyonların sayısı sürekli arttı. Operasyonların sayısı artıp kapsamı genişledikçe olaylar da büyüyerek gelişti. Olaylar geliştikçe kan, gözyaşı, acı, göç, feryat ve hawarlar arttı: Üretim durdu, ihracat azaldı, işsizlik katlandı, fukaralık ve ahlaksızlık yaygınlaştı. “Terörle mücadeleye” örtülü ödenekten yapılan ödemeler hariç yaklaşık 300 milyar dolar aktarıldı. 25 sınır ötesi operasyon yapıldı, uluslararası ilişkilerde sorunlar, gerginlikler yaşandı. Türk Silahlı Kuvvetleri, Kürt sorunu ve yaşanan olaylar bahane edilerek sadece dağdakilerle değil, cumhurbaşkanlığı seçimi, siyasi partilerin çalışmaları, TBMM, üniversiteler, sivil toplum örgütleri dâhil her

Tarih, TKP ve Fahri Petek

/
okuma süresi: 5 dk.

“Yenilenlerin tarihidir bu anlatacağım,tarihleri anlatılmayacak olanların tarihi.Adları sokaklardan adları kitaplardan silinenlerin tarihi.Zalime karşı baş kaldırdıkları söylenmeyecek olanların tarihi,dünyayı değiştirme çabaları yadsınanların tarihi,dünyayı değiştirmeyi bazen başaranların tarihi,unutulmaya razı olmayanların tarihi.” -Francis Combes Tarih, geçmişimizi araştıran bilim dallarından biridir. Tarih, geçmişten ders almamıza, tarihsel ve kültürel zenginliğimizin gün yüzüne çıkmasına yardım eder. Ama bunun için tarih yazıcıları sağlam kaynak ve bilgilere, bilimsel bir bakış açısına sahip olmalı, yanılgı ve yanlışlardan olabildiğince uzak ve tutarlı olmalıdır. Çünkü yalanla yazılan tarih insanları aydınlığa götürmez. Tabi burada tarihçinin bakış açısı, bilgi birikimi, olayları değerlendirme tarz ve yöntemi de çok önemlidir. Her olay, her anlatı, her

Ergenekon Sanıklarının Ruh Hali ve Yiğitlik

okuma süresi: 6 dk.

1983’te, 12 Eylül sonrası Diyarbakır Cezaevi önünde analar, babalar, bacılar, kardeşler, kızlar, oğullar sıkıyönetimin yaktığı sıcaktan kavrulurken, zebanileri de Cezaevinin içinde tutuklu ve mahkûmlara Cehennemi yaşatıyorlardı. Ben de Türkiye Komünist Partisi (TKP) Davası’ndan tutuklu biri olarak o Cehennemi yaşayanlardanım. Nisan 1983 olmalı. Bulunduğum 12. Koğuş’un kapısının açılıp, “avukat görüşmen var” denilmesiyle çıkartıldım. Yanımda gardiyan “Kasap”. Koşar adım, Avukat Görüş Yerine değil, insanların topluca dövüldüğü, dayaktan geçirildiği Sinema Salonuna götürüldüm. Duvar dibinde, yüzüm duvara dönük “Çök” komutuyla asker usulü, nizami çöktüm. Kasap uzaklaştı. Bir müddet sonra geldi ve “Kalk” komutuyla kalktım. Bana, “Sen ispiyoncu musun?” diye sordu. “Hayır değilim” dedim. Bunun

“Fırtınada Yürüyüş”

okuma süresi: 5 dk.

“Hani güneşin sarı örtüsüneMavi örtümüzü serecektikHani bach’ın kanatlarını alıpBeyaz bulutların kervanına katılacaktıkHani herkese ekmek herkese umutHerkese neşe herkese sevgi dağıtacaktık.”(1) Türkiye Komünist Partisi (TKP) Merkez Komitesi Politik Büro üyesi Aram Pehlivanyan (Ahmet Saydan) rüyalarının gerçekleşmemesi karşısında hüzünlenip sitemini böyle dile getirmiş. Doğru. Ne güneşin sarı örtüsünün üstüne mavi örtümüzü serebildik, ne beyaz bulutlar kervanına katılabildik, ne de herkese neşe, herkese sevgi dağıtabildik. “Başka bir dünya”nın mümkünlüğüne inanmamıza, sosyalizme iman etmemize rağmen bunları gerçekleştiremedik. İnanmak güzel bir şey; bilerek, anlayarak, yüreğinde duyarak, hissederek… Duyguları canlandıran güzellikler karşısında heyecan duyarak… Çirkinlikler, haksızlıklar karşısında isyan ederek… Bizler inandık ve yürekten vuruştuk, ama yenik

“Kendi Halkını Yiyenlerin Toprağı”

/
okuma süresi: 5 dk.

“Fırat ve Dicle’nin harap kıyılarını,Zararlı otlar kaplamış.Hiç kimse sokağa adım atmıyor artık,Ve neşeyle dolaşmaya çıkmıyor.Çayırdaki sığırlar,Ne süt ne de yağ veriyor,Anaç koyunlar doğurmuyor,Tüm ülke korku içinde.” MÖ. 2000’li yıllarda Sümerlerce yazılmış Gılgameş Destanı’nda, günümüzde sıkça Ortadoğu diye anılan, ama tarihte Mezopotamya olarak bilinen Dicle ve Fırat arasında yaşanan Tufan bu dizelerle anlatılmaktadır. Destanda anlatılan tufan, doğal bir tufandır. Günümüzde ise, Ortadoğu veya Mezopotamya’da başka bir tufan var. Bu tufan, doğaya ihanetin yanında, yöneticilerin halkına ihanetinin sonucu yaşanmaktadır: İnsan, doğa ile uyum içinde yaşadığı ölçüde; yöneticiler, halkının çıkarlarını koruduğu sürece var olur. Tarih boyunca; elinde ıslık çalan keskin kılıcı, altında hızlı

“Gelecek Toplum” ve Bazı Özellikleri

okuma süresi: 5 dk.

Işığın içinde karanlığı yaşıyoruz. Batı “bilgi çağı“nı yaşarken, kapitalizmin ötesine geçme hazırlıkları yaparken ve bunu tartışırken; biz, ne kapitalizmi, ne sosyalizmi ve hatta ne de gerçek anlamıyla feodalizmi yaşadık. Hep, bunların karmasını yaşadık. Bugün dahi bir tarafta en geniş anlamıyla bilgisayar teknolojisi kullanılırken, diğer yanda birçok yerde halen yaygın olarak karasaban kullanılmaktadır. Şirketlerimiz uluslararası ihalelerde çok başarılı olurken, işsizlik oranında dünya ikincisiyiz. Ama diğer yandan kalifiye eleman kıtlığı çekmekteyiz ve buna rağmen türbanlı genç kızlar üniversitelerin kapısından içeri sokulmamaktadır. Avrupa Birliği katılım süreci ve giriş müzakereleri başlatılırken, Kopenhag kriterlerinden söz edilirken; diğer yandan da partilerin kapatılması, ana dillerin yasaklanması, çetelerin

“Zorunlu” Göç Etmiş Ailelere Dair Yapılan Bir Anketin Sonuçları

/
okuma süresi: 20 dk.

Yaşadığımız coğrafyanın güneydoğusu mayınlı bir tarla, insanlar yıllardır acı çekiyor. Kürtler hak ve özgürlük talebinde… Devlet Kürtlerin hak ve özgürlük taleplerini bastırma derdinde. Sürdürülen “düşük yoğunluklu savaş” nedeniyle, yakın zamanda, köyler basıldı, köyler yakıldı, köyler boşaltıldı, aileler köylerinden göç etti veya göçe zorlandı. Netice itibarıyla yoğun bir göç yaşandı. Kanayan yaramızın birincisi süren bu savaş ise; ikincisi de, bu savaşın sonucu yaşanan göçtür. Göçlerle insanlar kökeninden, kökünden koparıldı; değersiz bir nesne gibi yaşamın kıyısına savruldu/atıldı. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Van İl Koordinasyon Kurulu, daha doğrusu Van’da şube veya temsilcilik düzeyinde örgütlü bulunanİnşaat, Ziraat, Mimarlar, Makine, Elektrik, Jeoloji, Kimya,

Savaş ve Savaş Sanatı Üzerine

/
okuma süresi: 6 dk.

“Koyun olmayı seçenler kurtlara yem olur.” -Alman Atasözü Sanat, kısaca bir duygunun, tasarının veya güzelliğin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılıktır; bir şey yapmada gösterilen ustalıktır. Savaş ise, uğraşma, kavga, mücadele olarak tanımlansa da, esas olarak diplomatik ilişkilerin kesilip silahla yapılan mücadeledir, konuşmanın bittiği yerde politikanın silahla yapılma halidir. Genelde savaşların temel nedeni ekonomiktir. Osmanlıların seferler düzenleyip fetihler yapmasının nedeni neyse, sonraları büyük devletlerin “hasta adam” Osmanlıyı işgal edip paylaşmalarının nedeni de aynıdır: Ekonomik çıkar. Sanat ve savaşı böyle tanımlayınca, Savaş sanatı’nı nasıl tanımlayacağız? Savaş sanatı; savaşla ilgili yöntemlerin üstün bir yaratıcılıkla kullanılmasıdır diyebiliriz.

1 4 5 6 7 8 11