suskunluğun korkunç dibe batışında
ışığa fazla hızlı koşanlar
kimi zaman saklı-görünmez karanlığa düşer;
karanlığın içinde ışığın trajedisini yaşıyorum.
sen üzülme ve beni de üzme!
bırak geçmişi-düşünme geleceği
ötelerin ötesine bak,
karanlık her gecenin ardından nasıl olsa söker şafak!
sen düşleri gerçekleşmemiş olan beni düşün.
“Engels Marx’a Rüyamda Ne Anlatıyordu?” başlıklı yazım yayınlandıktan sonra çok sayıda mesaj aldım.
Bu mesajlar içinde beni en çok düşündüreni geçmişte örgütlü politik mücadelenin dışında kalmış yazar bir arkadaşımdan gelen mesajı oldu.
Arkadaşım; “Sovyetler yıkılsa da, dünya kanatlansa da, “Allah gecinden versin,” öldüğün zaman bir sosyalist, bir komünist olarak gideceğin kesin.” Ve sonrasında ise; “Sizler gibi bir nesil bir daha olmayacağı kanısındayım,” diyerek önemli bir belirlemede bulunuyordu.
Sevgili dostumun belirlemesini o zaman aklımda saklı tutarak kendimi hazır hissettiğimde bu konuda bir şeyler yazmalıyım dedim kendime.
Ve şu anda kendimi hazır hissettiğimden dolayı sevgili dostumun belirlemesine ilişkin düşüncemi anlatmak, uğurlu mevsim geldiğinde doğada her şeyi güzelleştiren rahmet bulutlarından dökülen yağmur damlaları gibi içimde kabaran duyguları boşaltmak istiyorum.
Dostumun belirttiği gibi, bizim nesil/kuşak çok farklı ve kendine has özellikleri olan bir kuşaktı: duygulu ve sertti; gülerken ve ağlarken gözyaşını saklayan, masasında veya yatağında kitabı eksik olmayan, şiir ve ezgileri ıslıkla çalan, zekâ kaslarını fazladan çalıştıran ve hayalleri olan, tarihin kolunu bükmeye çalışan, fırtınalara ve dalgalara karşı uzun soluklu yürümeyi göze alan korkusuz bir kuşaktı.
Bizler, aşk ve özgürlük şiarı ile gönüllerimiz dolup taşan ve güneşli bir dünya ütopyasıyla yola çıkan, dünyanın tüm coğrafyasında aynı duygularla aynı zaman diliminde başkaldıran, sanki aynı anadan doğmuş tarihin halay başını çeken çocuklarıydık.
Yürüyüşümüz içten ve yiğitçe, arzu dolu ve uzun menzilliydi.
Bu yürüyüşte kimileri yaşamını yitirdi, kimileri cezaevlerinde yattı, kimileri döküldü, kimileri yolunu sapıtıp “mırıldar lapacılar oldu”, kimileri yorulup “tamam bu kadar” dedi, kimileri de her şeye rağmen şu veya bu şekilde nereye varılacağını bilmese de yürüyüşünü sürdürdü/ sürdürüyor.
Vasili Grossman’ın Yaşam ve Yazgı adlı romanındaki bir cümleyi biraz değiştirerek söylersem: her devrin bir dünya olayı vardır, bu olay o devrin ruhudur, iradesidir.
İşte ele avuca sığmaz bizim 68/78 kuşağının başkaldırısı da bana göre bir dünya olayıdır ve o devrin ruhudur, iradesidir.
Dünya’ya bir daha bizim kuşak gibi bir kuşak gelir mi, bilmiyorum.
Ama geriye dönüp baktığımızda, uzak bir geçmişte kalmış o ölümsüz kuşağın atılgan mensuplarının sadece bir tek arzusu olduğunu çok net olarak görürüz: bazı şeyleri değiştirmek, değiştirilen şeylerin yerine ise daha iyi ve güzel olanı, yaşamaya değer bir hayatı inşa etmekti; toplumsal yaşamdaki çağlar arası mesafeyi mücadele yoluyla kapatmaktı.
Ne de olsa devrimciydik, arzulanan devrim ise o zamanlar bir olasılıktı.
Ama gel gör ki güzelim yurdumda ufukta devrim görünüyor gibi olsa da, siyasi ortamın belirsizliğinde faşizmin ayak sesleri de duyuluyordu. At izi it izine karışmıştı, ama bizler her şeye rağmen korku nedir bilmiyorduk; tek bildiğimiz, şayet bir kez korkarsak artık her şeyden yaşam boyu korkar olacağımızdı!
Sevgili Dostum, anlayacağın, “solun yorulmak bilmeyen” yürüyüşçüleriydik bizler: yol çetin, sarp ve engelli olsa da menzili hedefleyerek aksatmadan direnişin şakulünde yürüyorduk hep; harbiden sıkı devrimcilerdik! Ama yenildik!..
Yenilginin acısını yüreğinde duyan biri olarak derim ki;
“aşk her şeyin üstesinden gelir”,
biz sözcüklerden şiir süzelim:
beklen(mey)en yenilgimiz “tarihin sonu” olamaz!
Şimdi rüzgârın tersten esmesi nedeniyle, yaşananlar hakkında hiçbir şey söylenmese de, yazılmasa da, o olağanüstü günler anlayana çok şey anlatır aslında.
Bellekleri kış uykusunda olanlar ve genç nesiller o günleri, yaşamın kirletemediği o güzel insanları hatırlayamayabilir, bilmeyebilir. Ama unutmayalım; çok şey zamanla değişse de, çok şey gölgelenip karartılsa da, tembel bellekler hatırlamasa da, o günler ve o günlerin yaratıcı insanları tarihin sayfalarında silinmezcesine çoktan onurlu yerlerini aldılar.
Şair ne güzel söylemiş: “ince ayın demiri ışıyor gecenin zamansız çekirdeğinde.”
Uzatmayayım, geçmiş yıllar ve anılar insanı yaşlı kılar.
Ve her canlı gibi devrimciler de ölür, geriye onlardan hoş ve anlamlı sedalar kalır.
Benim kuşağımın bir kısmı farklı zamanlarda, farklı yerlerde ve farklı şekillerde aramızdan ayrılıp hayatın ötesine geçip mezarlıklarda uzun servilerin altında yatıyor şimdi. Bazılarının ise yattıkları yer bilinmiyor. Kalanlar da hayatlarının sonbaharını ya da kışını yaşıyor. Doğa ana kucağını açmış gelecek yiğit evlatlarını bekliyor: kızlarını ve oğullarını.
Mezarların hatırlamak, belleksizliğe karşı koymak için oluşturulan mekânlar olduğunu düşünürüm.
Gidenleri unutmayalım, saygı ve sevgiyle analım: Dünyaötesi’nin değil bu Dünya’nın büyük umuduydu onlar; kendi kanatlarıyla kendi göklerini yaratmak için kanat çırpan kartallardı onlar.
Aramızdan ayrılan tüm ölümsüz savaşçıların devrimci ruhlarına bu yazım saygı duruşum olsun.
Ve gökkuşağı renginde güzel bir hayali gerçekleştirmek için yürüyenlere selam olsun.
12 Şubat 2026 tarihinde:
https://www.tigrishaber.com/bir-dosta-seslenisim-8912yy.htm
https://www.ruhanews.com/kose-yazisi/1418/bir-dosta-seslenisim.html
https://www.gaphaberleri.com/kose-yazisi/1811/bir-dosta-seslenisim.html
https://www.erganihaber.net/kose-yazisi/1570/bir-dosta-seslenisim.html
yayımlandı.
Selam olsun 68 kuşağı ndan yolunu değiştirmeyip inadına yürüyenlere selamlar
Yüreğine sağlık. Kalemin, kelamın daim olsun.
Eminim her kuşak kendince kuşağına başkalarında olmayan anlamlar yükler. Bu da işin biraz doğası biraz da eşsizliğini belirginleştirme çabası gereği.
Bunun doğruluğunu da ancak üç kuşak sonrasında yazılan, çizilenlerle bakarak vakıf olacağız. Bu durumda görme olasılığımızda maalesef ki yok. Fakat kendi adıma söyle 1900’lardan bu yana yaşamış olan kuşakları yaşanmışlıklarıyla karşılaştırdığımda bence de 68-78 kuşağı gerçekten de açık bir şekilde değerleriyle, yaşadıklarıyla, idealleriyle göz kamaştırdı, eşsizliğini bence kanıtladı.
Sağlık ve esenlik diliyorum.
Bizim kuşak kendinden daha çok toplumun refah ve geleceği için çalışma derdindeydi.Şimdiyse globalizmin ve populizmin cenderinde iğdiş olmuş düşünceler besliyor.Kendinden başka bir.
Düşüncesi yok.Geleceği ve umudu olmamasına karşın bunu değiştirmek için gereken azim ve mücadele gücü de yok.Mücadele edeni de destekleniyor zaten.Yani bu cumhur umudu da yok etti anlayacağınız.Selamlar.Dostlukla can yoldaşım.
Sevgili Müslüm, yüreğine sağlık.
Merhaba abi. Okurken çok duygulandım ve düşündüm: Özverili, paylaşımcı ve cesur devrimciler yenilmiş de olsalar, yere düşmüş de olsalar geriye çok sayıda anı, yazı, yol arkadaşı ve kitap bıraktılar. Hani Nazım’ın dediği gibi:” Mesele esir düşmekte değil, teslim olmamaktır bütün mesele”.
Teslim olmayanların sesi, soluğu ve tercümanı olduğun açık.
Kutluyorum. Selamlar ve iyi çalışmalar.
Her zamanki gibi yürünmesi zor kulvarlarda sekmeden yürümeyi başarıyla sürdürüyorsun. Emeğine, bilincine sağlık abim.
İhsan Yaşar’ın 14 Şubat 2026 tarihli yorumu:
Müslüm abi, iyi akşamlar.
Yazınızı okuyunca çok duygulandım ve birkaç kez üst üste okuyunca göz yaşlarıma hakim olamadım.
Bütün bu acılar yaşanmadan da insanca yaşamak mümkün değil miydi?!
Hangi Tanrılara Kurban verildi bunca Can!
Bunca canlar?
Yenmek veya yenilmek!
Yeni bir dünya yaratmak adına kaç dünya yıkıldı?!
Evet, yenilen sadece siz değilsiniz, bütün insanlık yenildi.
Namus yenildi, Adalet yenildi, Hak ve Hukuk yenildi, Erdem yenildi, yiğitlik ve mertlik yenildi…
Peki kim kazandı?
Namussuzlar, ahlaksızlar, erdemsizler, kap yalayıcı yağcılar, matruşka yüzlü münafıklar… Vs benzerleri kazandı!..
Sizin tecrübeleriniz çok önemli, lütfen gelecek nesillerin yalancı “tanrı”lara kurban edilmemesi adına yazın, yaşadıklarınızı, şahit olduklarınızı, yüreğinizde ki bütün hakikatleri zamana ve zemine şahitlik yapma adına yazınız.
Kimsenin kınamasından çekinmeden yazınız.
Tarihe, insanlığa not düşme adına yazınız…
En içten ve bütün samimiyetle size sağlık ve sıhhat diliyorum.
Yazınızı izninizle paylaşacağım.
Selam ve saygılar.
İhsan Yaşar
Salih Şimşek’in 13 Şubat 2026 tarihli yorumu:
Evet sevgili dostum. Güzel insan.
Yazını soğuk almışlığım nedeniyle gecikmeli olsa da okuma fırsatını buldum.
Bizim kuşağın tüm yaşanmışlığını, çabasını, arzusunu, psikolojisini, korkularını, sevinç ve cesaretini büyük bir ustalıkla bir makaleye sığdırabilmiş olman, kuşkusuz çok büyük bir içtenlik ve birikimin ürünü.
Kutluyorum… Kutluyorum… Kutluyorum…
Yakın tarihimiz itibarı ile, dönüp arkaya baktığımda; 68 ve 78 kuşaklarını asla karşı karşıya getirmedim.
78 kuşağı 68 kuşağının bir ölçüde devamı olarak kabul görse de, 68 kuşağı, hala ayakta alkışlanan, saygı duyulan, adlarından söz edilen bir kuşakken, 78 kuşağı büyük bir şanssızlıkla adeta kayıp bir kuşak olarak görünüyor.
Kim bilir, belki bir süre sonra, 78’liler de hakkettikleri değere kavuşacaklar.
Her gün, biraz daha azalan, kalanlarımızın önemli bir kesimi ise acılı ve zor hastalıklarla boğuşma durumunda olanlara naçizane önerim; elden geldikçe yaşananları, beraberlerinde mezara taşımamak için yazsınlar, çizsinler, resimlesinler, heykele dönüştürsünler. Sinemasını, tiyatrosunu, şiirini oluştursunlar.
Çünkü bizim kuşak bunu fazlasıyla hakkediyor.
Sevgi ve sağlıkla yaşa, güzel dostum, iyi insan.
Salih Şimşek
Fatih Salık’ın 13 Şubat 2026 tarihli yorumu:
Abi yüreğine sağlık.
Çok duygulandım ve kendimize saygım bir kat daha arttı.
Ne mutlu bize ki bu şahane neslin bir bireyi olabildik.
Selam ve saygıyla.
Mehmet Yakut’un 13 Şubat 2026 tarihli yorumu:
Değerli Müslüm ağabey. Yazını şu anda bir grup eski yoldaşla bulunduğum tatilde okudum. Gözlerim doldu. Eski yoldaşlarımıza da sesli olarak okudum. Onlar da çok beğendiler ve hepimizin gözleri doldu.
Bütün arkadaşlarımıza sağlık ve mutluluklarla dolu uzun ömürler diliyor, selamlar, saygılar, sevgiler gönderiyorum.
Heybet Adsız’ın 13 Şubat 2026 tarihli yorumu:
Sevgili dostum, hepimizi kapsayacak, 68-78 kuşağın duygulu bir şekilde betimlemişsin. Yüreğine sağlık, kal sağlıkça, umarım sağlık durumun iyidir.
Osman Özgün’ün 16 Şubat 2026 tarihli yorumu:
Aziz dostum, yazını okurken duygulanmadım dersem yalandır. Devrim/sosyalizm uğruna çok yiğitler/keçikiler öldü, sakat kaldı. Anıları önünde saygıyla anarım.
Ama bir gün sosyalime kavuşacak miyiz?
Selamlar…
Müjdat Yıldız’ın 15 Şubat 2026 tarihli yorumu:
Eline, emeğine, yüreğine sağlık. Biz tarihsel iyimserliğimizi şartlar ne olursa olsun kaybetmeyiz. Selam sevgi.
Erden Akbulut’un 14 Şubat 2026 tarihli yorumu:
Çok içten ve sıcak bir duygu paylaşımı olmuş, yüreğine, kalemine sağlık. Sözünü ettiklerin anılarımızda her gün bizimle, ne mutlu onlara. Sevgi ve dostlukla…
Cuma Cevizci’nin 14 Şubat 2026 tarihli yorumu:
Tadında bir şiirsel anlatım ve yerinde bir belirleme.
Sevgiyle kal.
Cumali Eşsizoğlu’nun 14 Şubat 2026 tarihli yorumu:
Yazan ve paylaşan yüreğinize sağlık. En içten saygı ve sevgilerimi iletiyorum duyarlı yüreğinize kıymetli arkadaşım. Görüşmek umuduyla.
Recep Maraşlı’nın 13 Şubat 2026 tarihli yorumu:
Kalemine, yüreğine sağlık değerli dost… ilaç gibi geldi… Çok selam ve sevgilerimle.
Çetin Çeko’nun 14 Şubat 2026 tarihli yorumu:
Eline sağlık Abi, beğeniyle okudum. Selam ve sevgilerimi gönderiyorum.
***
Ben de bugün aramızda olmayan güzel bir gelecek ve dünya için emek vermiş, fedakarlıklarda bulunmuş ve bu uğurda bedel ödemiş 68/78 kuşağından tüm dostları saygıyla anıyorum.
Zeki Görgin’in 14 Şubat 2026 tarihli yorumu:
Makale “Güneşi İçenlerin Türküsü”nü anımsattı. Eline, yüreğine, kalemine sağlık.
“GÜNEŞİ İÇENLERİN TÜRKÜSÜ
Bu bir türkü: -toprak çanaklarda
güneşi içenlerin türküsü!
Bu bir örgü: –
alev bir saç örgüsü
kıvranıyor;
kanlı, kızıl bir meş’ale gibi yanıyor
esmer alınlarında
bakır ayakları çıplak kahramanların!
Ben de gördüm o kahramanları,
ben de sardım o örgüyü,
ben de onlarla
güneşe giden
köprüden
geçtim!
Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi
Ben de söyledim o türküyü!
Yüreğimiz topraktan aldı hızını;
altın yeleli aslanların ağzını
yırtarak
gerindik!
Sıçradık;
şimşekli rüzgara bindik!
Kayalardan
kayalarla kopan kartallar
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.
Alev bilekli süvariler kamçılıyor
şaha kalkan atlarını!”
Rauf Yanmaz’ın 16 Şubat 2026 tarihli yorumu:
Mükemmel bir yazı tüm içtenliğimle saygılarımı sunuyorum.
Yaşar Öztürk’ün 17 Şubat 2026 tarihli yorumu:
Ne yanıt vereceğimi bilemedim. Eline, yüreğine, aklına sağlık canım ağabeyim.
Devrimci mücadelenin tarihsel sorumluluğunu omuzlamış insanlar olarak bu satırlarda kendimi buldum. O günleri ve o günlerin devrimcilerini, yenilgiye rağmen teslim olmayan bir çizgiyi çok yiğitçe ve onurlu bir biçimde anlatmışsın.
Tanıklığın için teşekkür ederim sevgili abim, yoldaşım.
Ellerin dert görmesin.
Bu büyüklüğnü görünce şimdi düşünüyorum kı; iyi ki sizinle aynı çağda, aynı devrimci hatta yürümüşüm.
Bugün karartılmak istenen belleğe karşı bu tür tanıklıklar çok önemlidır.
Bu güzel yazın- anlatımın yalnızca geçmişi değil, geleceği de savunuyor. Yüreği sönmemiş olanlara ışık oluyor.
Şahsında tüm devrimcilere selam olsun.
Devrimciler ölmez!
Ruşen Arslan’ın 20 Şubat 2026 tarihli yorumu:
Güzel ve duygu yüklü bir yazı. Eline ve yüreğine sağlık.
Bazen coşkun dereler bazen derin ırmaklar gibi akan yazılarınız beynimiz ve yüreklerimize ” su serpiyor”.