Halk

okuma süresi: 8 dk.

Amcam oğlu Tarih Bilim Uzmanı Abdurrahman Üzülmez “Halk” başlıklı yazısında benim Gülme ve Karpuzun İronisi: Ben Bölmeden Geldim Komutanım… kitabıma atıfta bulunarak Kardeşim Ali Haydar’ın konuyla ilgili açıklayıcı mektubunu esas alıp halk, halkçılık, Türkçülük ve narodnikler (Çarlık Rusya’sında -Halka Giden- sosyal devrimciler) hakkında çok önemli tespitlerde bulunmaktadır. Bu önemli yazıyı siz değerli okuyucularımla paylaşmak istedim. Müslüm Üzülmez

19. 01. 2021 tarihli “Dilemma” başlıklı yazımda başrollerinde Maocu gençlerin olduğu bir anekdot anlatmıştım. Müslim (Üzülmez) ağabeyimin Gülme ve Karpuzun İronisi: Ben Bölmeden Geldim Komutanım… adlı kitabının 67. sayfasında yer alan bu anekdot, kendilerine “Halkın Devrimcileri” diyen ve köylüleri ‘aydınlatma’ya çalışan gençler ile köylüler arasındaki iletişimsizlik ve yabancılaşmaya göndermede bulunuyordu.

Yazının yayınlanmasından sonra diğer bir ağabeyim Ali Haydar (Üzülmez)’den bu konuya açıklık getiren bir mesaj aldım: “1976 yılında birkaç arkadaşla Ergani’de Ergani Kültür ve Dayanışma Derneği’ni kurduk. Kısa bir süre içinde Ergani gençliği, derneğimize büyük ilgi gösterdi ve üye oldular. O dönemin koşullarına göre iyi, güzel etkinlikler de yaptık. Bir süre sonra dernekte gruplaşmalar başladı. Ergani’nin Piran/Dicle mahallesinde oturan arkadaşlar (ki bunlar Piran/Dicleliydiler) halkla bütünleşmek için onlar gibi giyinmeli, konuşmalı, onların oturdukları kahvelerde oturmalı, onların içtikleri “paket tütün” ya da “birinci cıgarasını” içmeli ve daha önemlisi köylüleri örgütlemek için köylere gidip buğday, arpa, nohut, mercimek biçmeli, harmanda köylülerle birlikte döven sürmeli diyerek biz yöneticileri halktan kopuk, biraz kasabalı, halkla ilişkisi olmayan yöneticiler olarak nitelendirip yönetime başkaldırdılar. Bu bahsettiğim grup, kendilerini “Halkın Devrimcileri” olarak tanımlamaya başladı. Halkın Yolu, Halkın Kurtuluşu, Halkın Sesi gibi yayınlarla orta yere çıktılar. Konu edilen Maocu grup veya gruplar, bu gruplardır. Biz bu grubun ileri sürdüklerini düşüncelerine katılmadığımız için uygulamadık. Ancak bu arkadaşlar bizlerden ayrılıp ayrı dernekler kurdular ve ciddi ciddi köylere gidip dediklerini pratikte uyguladılar. Konu edilen “üç dünya” olayı sanırım bu süreçte yaşanmıştır veya karşıtları tarafından uydurulmuştur.”

“Dilemma” başlıklı yazımda konu dışı olduğu için üzerinde durmadım. Ama ‘halkla bütünleşme’yi hedefleyen ve kendilerini ‘Halkın Devrimcileri’ olarak adlandıran bu gençler, yeni bir şey mi yapıyorlardı/söylüyorlardı? Kendilerine kalsa, kim bilir, yeni ve orijinal bir şey yaptıklarını zannetmiş olabilirler. Ama yaptıkları şeyin tarihi en az XIX. yüzyıla kadar gider. Ne var ki yüzyıl kadar önce Rusya’da ortaya çıkan ‘narodnik hareketi’ –ve Batı dünyasında ortaya çıkan popülist hareket- benim de doğduğum Ergani’ye demek ki ancak 1970’lerde ulaşmış. 1860’larda Rusya’da serfliğin kaldırılmasından sonra Rus aydınları ‘halk’la bütünleşmek istemişlerdir. Bu çerçevede topraksız ya da toprağını büyük toprak sahiplerine kaptıran küçük toprak sahiplerine sahip çıkarak onların desteğini almak amacıyla hareket ettiler. Devrim için halka gidilmeli, halka inilmeliydi. Halkı eğitim götürülmeli ve aydınlatılmalıydı.

Tabi söz konusu hareketin etkilerinin Türkiye’ye ulaşması bu kadar geç olmadı. Ziya Gökalp (1876-1924) ‘Türkçülük’ düşüncesini Türkiye’ye getirenin Hüseyinzâde Ali’nin (1864-1940) olduğunu söyler. Rus Çarlığı’nın teb’asından biri olarak dünyaya gelen Hüseyinzâde Ali, Türkiye’ye gelmeden önce Petersburg’da okumuştu. Rus narodnizminden haberdar olması da bununla ilgilidir. Milliyetçilik ideolojisi gibi halkçılığın da kamuoyunun gündemine gelmesi asıl II. Meşrutiyet’ten sonra olmuştur.

II. Meşrutiyet döneminde çıkarılan dergilerden birinin adı da Halka Doğrudur. Türk Yurdu dergisinin bir yan yayını olarak çıkmıştır. Yazarları arasında Türkçülüğün öncülerinden olan Hüseyinzâde ile beraber Akçuraoğlu Yusuf (1876-1935) ve Ahmed Agayef (1869-1939) gibi Rus narodniklerinden haberdar ve narodnizmi bilen kişilerdi. Ki bu dönemde, bunu mecazi anlamda düşünmeyip halka bütünleşmek için Anadolu’nun kasaba ve köylerine eğitim ve sağlık hizmeti götüren gençler de olmuştur. Ancak Rusya men’şeli olanlar dışında başta Gökalp olmak üzere yerli düşünürler de vardı. Keza “Halka Doğru” hareketini narodniklerinden ayrılan önemli bir yönü de vardı. Narodnikler Çar’a suikast düzenlemek dahil çeşitli eylemlerde bulunan partizanlardan oluşurken Türk Halkçıları ise faaliyetlerini İttihat ve Terakki’nin himayesinde sürdüren entelektüel bir hareketti.(1)

Türk milliyetçiliğinin en önemli isimlerinden olan hemşerimiz Ziya Gökalp’ın düşüncesinde de halkçılık ve “güzide” (aydın) – halk dikotomisi vardır. Gökalp millî (yerel) olarak kodladığı hars (kültür) ile evrensel olarak kodladığı medeniyet karşılaştırması çerçevesinde düşünür. Güzideler halka medeniyetin nimetlerini götürmelidir. Kültürün kaynağı ise “halk”tır. Güzidelerin halktan öğrenecekleri bu çerçevede belirlenir. Doğup büyüdüğü taşra kenti Diyarbakır’dan Dersaadet’e bakan Gökalp, kendisini ‘saray toplumu’na dışarıdan bakıyordu. Üstelik orada yapaylığı, kozmopolitizmi görüyordu.(2) Kültürün kaynağına klasik Türk müziği, divan edebiyatı vb. yerine halk edebiyatı ya da halk müziğinin yerleştirilmesi bundan kaynaklanır.

Erken cumhuriyet döneminde ise “halkçılık” 1931’de Cumhuriyet Halk Fırkası’nın resmi tüzüğünde yer alması ve 1937’de anayasaya eklenmesine rağmen giderek içi boş bir söyleme dönüşmüştür. Halkevleri vb. kurumların kurulması köycülük söylemleri bunun bir parçasıdır. Bu dönemde şehirli aydınlar tıpkı “ecnebi turistler” gibi köyü keşfe çıktılar. Ama halkçılığın bir tezahürü olarak köycülük gençlerin köylere gidip piknik yapmasından daha ileri bir noktaya gidemedi. Bir süre sonra o da tavsadı.(3)

Ancak halkçılık söyleminin halk edebiyatı, folkloru ya da müziğinin araştırılması anlamında olumlu katkı sağladığını da belirtelim. Edebiyat üzerinden bakalım mesela. Aslında halk edebiyatı ile divan (ya da tekke) edebiyatını tamamen birbirinden ayrı edebiyatlar olarak görmek doğru değildir. Bunu en iyi anlayanlardan biri Nurullah Ataç’tır. Onun Prospero ile Caliban (1961)(4) eserinde vurguladığı gibi biçimsel açıdan farklılıkları olsa da halk edebiyatı ile divan ya da tekke edebiyatının beslendiği dünya görüşü arasında önemli bir fark yoktur. Üstelik asıl model divan edebiyatıdır. Öyle ki halk edebiyatını biçim olarak da etkilemiştir. Onun için Ataç divan edebiyatına karşın halk edebiyatı güzellemesi yapan –çoğu da kendi arkadaşı olan- aydınlarla çeşitli polemikler yapmıştır.

Gerek Kemalizm’le bütünleşmesinden dolayı gerekse Marksist düşünür Antonio Gramsici’in folklora önem vermesi gibi nedenlerle solcu Türk aydınları için folklor ve edebiyat üzerinden ‘halka inmek’, ‘halkı anlamak’ ‘halkı anlatmak’ teması önem kazandı. Çoğu Köy Enstitüsü çıkışlı yazarların köyü anlatan roman ve hikâyeleri bu çerçevede anabiliriz. Ataol Behramoğlu ile İsmet Özel’in çıkardıkları edebiyat dergisinin ismini de bu vesileyle hatırlatalım. “Halkın Dostları” (1970-1971).

Tabi bu söylediklerimizin Ergani ya da benzeri taşra kasabalarında ne kadar etkili oldu, tespit etmek zor. Ancak eğitim ve okur-yazarlığın yaygınlaşmasıyla artan okunan roman vb. eserlerin insanların zihni yapılarının gelişimi üzerindeki gücü küçümsenmemelidir. Sözü edilen Erganili gençlik örgütlenmesinin asıl ilham kaynağı isimlerinde yer alan “Mao”dan da anlaşılacağı üzere Çin Kültür Devrimi’ydi. Vaktiyle Maocu hareketin içinde olan Oral Çalışlar şimdi hatırlamadığım bir televizyon kanalında anlatmıştı. Bu yıllarda, yani 70’li yıllarda Çin’e davetli olarak gittiklerini ve devrimin sonuçlarını bizzat kendi gözleriyle gördüklerini ifade etmişti. Belirttiğine göre gördükleri şeylerden biri de işçileri anlamaları için burjuvaların bir süreliğine ağır işlerde/fabrikalarda çalıştırılmalarıdır. Mesela bu şekilde fabrikada bir işçi gibi çalışan bir profesörü gördüklerini ve o zaman hayran kaldıklarını ifade etmişti. Bu anlayışın en dehşet verici uygulaması ise vaktiyle Pol Pot (Saloth Sar) tarafından 1976-1979 yılları arasında Kamboçya’da uygulandı. Tahminen 1,5-2 milyon Kamboçalı kıtlık, yargısız infaz, hastalık ve aşırı çalışmadan öldü. Kızıl Khmerler yönetimi herkesi köyde yaşamaya ve ziraat yapmaya mecbur etmekle kalmadı, entelektüel düşmanlığında sınır tanımayarak gözlük takanları dahi “kitap okumuştur” diye katletti.

Milliyetçilik üzerine çalışan ve teoriler üreten sosyal bilimcilerin üzerinde ittifak ettikleri bir husus var. Bir ideoloji olarak milliyetçiliğin –ve diğer ideolojilerin- ortaya çıkması ve yaygınlaşmasını sağlayan en önemli gelişme, ulaşım ve iletişim imkânlarının buna uygun koşullara sahip olmasıdır. Ancak ulaşım ve iletişimin gelişmesi ön koşul olsa da tek başına gelişmesi yeterli değildir. Bir de kitap endüstrisinin gelişmesi gerekir. Milletleri hayali bir cemaat olarak değerlendiren Benedict Anderson (1936-2015) İmagined Communties(5) adlı eserinde buna “matbaa kapitalizmi” adını vermektedir. Buna paralel olarak okuryazarlığın da muayyen bir seviyeye gelmesi gerektiği açıktır.

Sözünü ettiğimiz koşulların Ergani’de –ve daha başka kasabalarda- bir araya gelmesi 1970’lere mi oldu? Bu hareketlerin ortaya çıkmasını sağlayan dış koşullar bir yana iç dinamikler nelerdi? Merak ettiğim bu. Ali Haydar ağabeyimin mesajı bu soruları sormama vesile oldu.

———————-

(1) Mehmet Özden, “Bir Halkçı Münevverler Platformu: Halka Doğru Dergisi (1913-1914)”, Milli Folklor, Yıl: 23, Sayı: 89 (2011), s. 111
(2) Aynı makale, aynı yer.
(3) Asım Karaömerlioğlu, Orada Bir Köy var Uzakta: Erken Cumhuriyet Döneminde Köycü Söylem, 1. Baskı, İstanbul, İletişim, 2006, s. 63.
(4) Eserin yeni baskısı YKY tarafından yapılmıştır. N. Ataç, Okuruma Mektuplar& Prospero ile Caliban, 6. Baskı, İstanbul, 2018.
(5) Hayali Cemaatler, Çev. İskender Savaşır, 1. Baskı, İstanbul, Metis, 2007.

3 Şubat 2021
Abdurrahman Üzülmez

https://blogofuzulmez.blogspot.com/2021/02/halk-19.html

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.