Zamanın durdurulmaz akışının bir sonucu olarak bizim kuşak sonbaharına girdi gibi. Yavaş yavaş sararıp dalından düşen yaprak misali arkadaşlarımız hayattan birer birer düşüyor. Bu düşenlerin arasına maalesef Süleyman Talay da katıldı. Süleyman Talay, “kas hareketinin kontrolünden sorumlu sinir hücrelerinin hasarından kaynaklanan nadir
Sürdürülebilir Kalkınmada Kadın ve Gençlerin Rolü
Sürdürülebilir Kalkınma, günümüz insanlarının ve gelecek nesillerin, daha sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürdürmesi ve refah içinde yaşanması için; daha yeşil ve daha temiz bir dünyada yaşama hakları olduğu bilinci ile bugün varolanın aynen ya da iyileştirilerek geleceğe aktarılmasıdır diyebiliriz. Bu tanım kapsamında sürdürülebilir kalkınmada kadın ve gençliğin rolüne ve sonraki yazılarda da sürdürülebilir kalkınma ve yerel yönetimler, tüketim kalıplarının değişmesi, yoksullukla savaş gibi konulara kısaca değinmek istiyorum. Sürdürülebilir Kalkınmada Kadınlar Önümüzdeki yıllarda günlük yaşamda, iş hayatında ve politikada kadınların yönetimdeki etkinlikleri artacaktır. Bu gelişmeye paralel bizler de; *Kadınların toplumsal yaşama olduğu kadar politikaya da eşit düzeyde katılımını savunmalıyız. *Kadının
Çare ve Kurtuluş: Eğitim
Gerçekler yalın olduğunda, cahilde görür dahi olan da… Ama kim, nasıl görür? Newton yer çekim kuvvetini, Arşimet ise suyun kaldırma kuvvetini bularak dünya çapında birer dahi olduklarını gösterdiler. Bir düşünelim; Newton’dan önce, acaba dünyada kaç kişinin başına elma (armutta olabilir!) düştü ve Arşimet hamam tasıyla yıkanmadan önce, kaç bin kişi hamamlarda hamamtaslarıyla aklandı, paklandı. Ama Newton hariç, kafalarına elma veya armut düşen binlerce kişiden hiç biri yer çekim kuvvetini bulamadı. Arşimet hariç, hamamlarda yıkananlardan hiç biri yıkanırken, hamamın havuzunda hamamtasını yüzer görünce; suyun kaldırma kuvveti için, “buldum!.. buldum!..” diye, hamamdan çırılçıplak fırlayıp, sokaklarda bağırmadı. Bunun nedeni, kafalarına elma düşen veya
MİLİTARİZME HAYIR*
Bu tehlikeli gelişme durdurulmalıdır M.FIRAT/Diyarbakır Yurt savunmasını kasalarıyla eş tutanlar, Ağustos sonundaki “Zafer Haftası”nı bahane ederek “savunma sanayi” için gizli-açık girişimlerine birden bire hız verdiler. 12 Eylül diktatörlük rejiminin meyvelerini toplamaya hazırlanıyorlar. İstanbul Sanayi Odası (İSO) bu hazırlıkların başını çekiyor. İSO Dergisi, 15 Ağustos 1985 tarihli sayısını tümüyle bu konuya ayırdı. Dergiye kısaca bir göz atıldığında, niyetin ne olduğu kolayca anlaşılıyor. Derginin sorumlu genel yayın müdürü Turcan Özbek, “Yurt Savunması Denilince” başlıklı yazısında, “bizler sanayi kesiminin sözcüleri olarak, … milli savunma sanayi ile birinci derecede meşgul olmak durumundayız” diyerek konuya giriyor. Savunma Bakanı Zeki Yavuztürk, dergiye yaptığı özel açıklamasında şöyle