Üçevler’de herkesin yerine nöbete kalan Anam Hava Üzülmez’e… hüzün sarıncakayan bir yıldız gibi düşersin aklıma.ahhh… üçevler…dut ağacının gölgesinde kaldı gençliğim. Üçevler; Makam Dağı’ndan bazen çok sert, bazen de serin esen rüzgârların dokunuşuyla okşanan, yaşamımda geçmişe doğru uzanan biraz puslu, biraz silik,
Ali Haydar Üzülmez’e Yazdığım Mektup
Sevgili Kardeşim Ali Haydar; Svetlana Aleksiyeviç’in İkinci El Zaman-Kızıl İnsanın Sonu(1), Pavel Sudoplatov’un Özel Görevler/Sovyet İstihbarat Şefinin Anıları(2) ve Gün Zileli’nin Sovyetler Birliği’nde Devlet Terörü ve Gulaglar(3) kitaplarını okudum, senin de okuman için gönderiyorum. Kitapları okumadan önce bazı şeyleri tam olmasa da bölük pörçük biliyordum. Ama kitapları okuyunca düşüncelerim biraz daha netleşti. Kısaca: 1. SSCB’de yaşananlar karşısında insanın ‘bu kadar da olmaz’ diyesi geliyor. Düşünsene, komünist parti komünistlere karşı tuzak kuruyor ve komünist komünistin kurdu olmuş, 2. Kitaplarda verilen rakamlar ve anlatılanlar abartılı olabilir, ama olayların kendisi ve biçimi çok düşündürücü. Ekim Devrimi sonrası Lenin’le başlayan süreçte, özelikle de Stalin
Fatih Salık’a Yazdığım Mektup
Sevgili Arkadaşım Fatih Salık, Yazımla ilgili düşüncelerini yazmana sevindim. 30 yakın arkadaşa yazımı gönderdim, gelen yanıtlarda yazının çok güzel olduğu ve kutlamalar vardı. Sadece siz yazıma ilişkin düşüncelerinizi yazdınız ve ardından da Ali Haydar Üzülmez yazdı. Her ikinize de çok teşekkür ederim. Sevgili Fatih, yazımın amacı insanlarımızın bugün Afganistan’da olup bitenlerin perde arkasını, hangi projelerin bir sonucunu olduğu konusunda biraz beyin jimnastiği yapmalarına yardımcı olmak içindi. 2017 yılında kaleme aldığım bu yazıyı bu nedenle paylaştım. Yazım Afganistan’la doğrudan ilgili değil, bunun çok ötesinde Müslüman halkların bugün içinde bulundukları duruma nasıl geldiklerine ilişkin genel bir çerçeve çizmekti. Yazının başlığı zaten bunu
Gönderen ve getirene selam ve sevgilerimi gönderiyorum
Kamil Sümbül’e hediyeler için gönderdiğim teşekkür yazısı Sevgili Dayımoğlu Kamil,Geldin, ve gittin. Görüşemedik. Ne yapalım, şartlar bunu gerektirdi.Umarım gezin iyi geçmiş ve hedeflediğin şeyleri gerçekleştirmişsindir. Dayımoğlu,Bana getirmiş olduğun hediyeler (2 kitap, 1 viski ve çikolata) iki gün önce elime geçti. Çok teşekkür ederim, sağ ol. Çoktan beridir Kürt halkının yiğit evladı Necmettin Büyükkaya’nın Kalemimden Sayfalar kitabını okumak istiyordum. Çevremdekilerden bulamadım. Senden istemek ise hiç aklıma gelmiyordu. Neyse ki gelmeden evvel aklıma geldi senden istemek. Kitabı getirmen çok makbule geçti. Sağ ol. Dağların gülü, dağların asi kızı (çok az insan ismiyle özdeşleşir) Şilan Yaşar sağ olsun Bir Pêşmergenin Günlüğü’nü imzalayıp göndermiş.
Arzu Hayatın Kayıtsızlık Ölümün Belirtisidir
Günlerin ve gündemin sıkıcılığından mı, yazıların mistik ve romantik havasından ya da edebi dozajının yüksek oluşundan mıdır nedir, hikmetini anlayamadığım bir şekilde Halil Cibran’ın kitaplarına sarılmış durumdayım. İyi ki de okumaya başlamışım. Günün boğucu siyasi atmosferinin dışına çıkmak isteyenlere, “sevginin harman yerine adım” atıp “sevginin vecdini duymak” arzusu taşıyanlara Cibran’ın yazılarının ilaç gibi geleceğinden kuşkunuz olmasın. İnsan okudukça okumanın hazzına varıyor. Sanki sözcük avcısı, sözcüklere derin anlamlar yükleyerek yazıyor; yanık ve içten bir seslenişi var. Dostoyevski gibi insan ruhunun derinliklerinde kopan fırtınaları anlatıyor. İsyan etmeden ama, bir ermiş gibi tevekkülle acı ve sevincin diyalektiğini sunuyor. Hayatın kardeşleri aşk, güzellik, sevgi,
Heybet Atsız’a Yazdığım Bir Mektup
Sevgili Heybet Atsız Arkadaşım, Uzun zamandan beri Ako Mihemed Mîrzadeyî’nin kaleme aldığı ESKİ KÜRT TARİHİ isimli kitabı bulup okumamı istiyordun. Telefonla son görüşmelerimizden birinde yine bahsini etmiştin ve ben de kitabı bulamadığımı söylemiştin. Sağ ol, kitabı okumam için gönderdin ve sayende kitabı okudum.Kitabı çok önemsediğinizi bilmem nedeniyle kitap ile ilgili görüşlerimi kısaca yazmak istiyorum:1. Kitabın yazım tekniği, metodu ve mizanpajı kötü. Bölüm sıralamaları karışık, gereksiz ve amacı belli olmayan bir şekilde bazı sayfalarda yer ve şahıs isimleri alt alta yazılmış. Anlatım ise dağınık, rastgele ve çok tekrar var. Yazar yaptığı çalışmayı ve kendini nedense çok övüyor, bu tutum hoş bir
Çaresizliğin Sessiz Çığlığı
Soğuklar iyice ısırmaya başladı, kışın eli kulağında. Yağmurun ıslaklığını taşıyan toprak, çamur ve soğuk kokuyor. Rüzgâr ıslığını kesik kesik öttürürken, kavak ağaçlarını kendi çıplaklığında sallıyor ve etrafta rüzgârın sesinden başka ses duyulmuyor. Köpekler sokakları terk edip, çaresizlik içinde inlerine çekilmiş, soğuktan korumak için başlarını bacaklarının arasına sokmuş sessiz bir bekleyiş içinde… Gece, ay ve yıldızların dahi üzerini örtmüş, her yerde karanlığıyla hüküm sürüyor. Beşevler ise bu akşam karanlığında yalnızlığa bürünmüş, rüzgârın uğultusunu dinlemekte. Kasabanın kuzeyinde, dağ yolu üzerinde yerleşim yerlerinin hemen bitiminde bulunan Beşevler; baharları yeşil yaprak ve çiçek kokan, yazları sebze ve meyveleriyle gözlere ve midelere ziyafet veren, kışın
Babam Cuma Üzülmez
Mehmet Yakut’la Bir Yazışmamız Sevgili Ağabey,Yazı çok güzel olmuş. Ellerine sağlık. Ben rahmetli babanı hoş sohbet biri olarak tanıdım. Size misafir olarak her gidişimde mutlaka hal hatır sorar, sohbet ederdi.Kendisine Şêx Cuma denildiğini, Kur’an’ı tersten okuduğunu, darı’ya okuyup darıyı duvara tırmandırdığını, dinden çıktığını söyleyenler vardı. Acaba neden kendisine Şêx Cuma deniliyordu? Yazıda bu konuda tam bir açıklık yok. Bu konuya da açıklık getirebilirsen fena olmaz diye düşünüyorum.Ruhu şad olsun.Selamlar. Saygılar… Mehmet Yakut08 Nisan 2021 Sevgili Mehmet,Yazımı beğenmene sevindim.Babama dinden çıkmış demelerinin nedeni, o günün koşullarında Ergani’de dini konulara ve dini felsefeye çok iyi vakıf olmasına karşın dini vecibeleri yerine getirmemesi
Mehmet Yakut’a Vahdettin İnce Hakkında Yazdığım Bir Yazı
Sevgili Arkadaşım Mehmet Yakut,Merhaba. Sizlere en kalbi selam ve sevgilerimi gönderiyorum.Arkadaşım, bana Vahdettin İnce ile yapılan röportajı gönderdiğin için sana teşekkür ederim. Cep telefonunda yazmada zorlandığım için e-posta üzerinden röportaja ilişkin düşüncelerimi çok kısa yazmaya çalışacağım:1. Vahdettin İnce ile yapılan röportajı dün Independent Türkçe’de okumuştum. Söylenenler retorik olarak güzel, ama bana göre içi boş.2. Vahdettin İnce bir Kürt olarak hâlâ Köleci Topluma özgü 7.yüzyılın ideolojisi olan İslamiyet’te “kurtuluşu” arıyor. Siz uzun yıllardır Avrupa’da, Almanya’da yaşıyorsunuz. Avrupa toplumlarının sanatta, kültürde, bilimde, teknolojideki durumları ile Müslüman ülkelerin içinde bulunduğu durumu benden daha iyi görebilme şansına sahipsin. Konumuzu ilgilendiren yanı ise, demokratik hak
Çiçek Kar Altında Boy Atar
Yanlışı doğru (ya da eğriyi doğru) gibi göstermeye çalışanlarKendi kendilerini kandırdıkları gibi başkalarını da kandırmaya çalışır. Kalemim bugünlerde sanki bana gücendi. Harfleri bir biri ardınca sıralamıyor. Sözcükler havada asılı kalıyor. Rahmet damlaları gibi beyaz kâğıtlara/ bilgisayar ekranına damlamıyor. Bu sıkıntıya katlanarak yine de yazma işini sürdürmeye çalışıyorum. Yeni yıla kanla girdik. Mevsimin en soğuk günlerini ve siyaseten en karamsar kışı yaşıyoruz. Dondurucu hava her yanı sardı; soğuk kötü günler bastırdıkça bastırıyor. Buzhanedeymişiz gibi ruhumuzu ısıtacak bir şeyler arıyoruz, ama ırzı kırık dünya bir kriz içinde. Hiç iç açıcı bir durumda değil. Yakın bir zamanda da bir ışık gözükmüyor. Dünya genelinde
Öykücü Erdinç Gültekin’e…
Sevgili Erdinç Gültekin, Merhaba. 30 kısa öyküden oluşan “Gözyaşı Partisi” çalışmanı okudum. Eline sağlık. Ben, edebiyat eleştirmeni değilim, ama çok okuyan ve biraz da yazan bir olarak şunu söyleyebilirim: Öyküler güzel, gramer olarak hemen hemen kusursuz. Sözcüklerin yan yana gelişleri ve geliş tarzları, kendi içinde tutarlığı var diyebilirim. Kısa, ama sade bir anlatım var. Öyküler hayata, topluma dair. İnsanların yaşamından kesitler sunuyorsun. Sıradan insanların sıradan yaşamlarını öyküleştirmişsin. Fotoğraf gibi olanı vermeye çalışmışsın. Anladığım kadarıyla yorumu da okuyucuya bırakmışsın. İyi de etmişsin. Büyük sorunların ana kaynağı küçük diye küçümsediğimiz sorunların toplumsal yaşamımızda her renkten ve her boydan yığınca var oluşudur, bence.