/

“Dicle Aydınlığı” ve Köy Enstitüleri

okuma süresi: 6 dk.

Bu yazımda, Tanıklarıyla Köy Enstitüsünden İlköğretmen Okuluna DİCLE AYDINLIĞI adıyla yeni çıkan bir kitabı tanıtmak istiyorum.

Söz konusu kitabı bilim insanlarımızdan Prof. Dr. Kemal Kocabaş hazırlamış. Kitap çıkar çıkmaz da, sağ olsun, “Müslüm Üzülmez arkadaşıma katkıları için teşekkürler… Dostlukla… 13 Nisan 2026” diye imzalayıp göndermiş. Böylesi hacimli bir kitabı hazırlaması ve daha mürekkebi kurumadan da imzalayıp göndermesi nedeniyle asıl ben değerli hocama teşekkür ederim.

Kitap isminden de anlaşılacağı gibi, bir zamanlar Diyarbakır-Ergani’nin simgelerinden biri olan Dicle Köy Enstitüsü’nü ve ardılı Dicle İlköğretmen Okulu’nu anlatıyor. Yoğun bir çaba ve emek harcanmış: çok sayıda insanla görüşülerek, belgeler taranarak okul günlerine dair anılar, anlatılar, alıntılar, röportajlar ve fotoğraflar kitapta bir güzel yerlerini almışlar.

Kitap büyük boy ve 384 sayfa. “Tanıklarla Dicle Köy Enstitüsü Dönemi” bölümünde Kemal Burkay, Adnan Binyazar, Osman Şahin, Fehmi Salık, Nuri Erkal …; “Tanıklarla Dicle İlköğretmen Okulu Dönemi” bölümünde Prof. Dr. Zülküf Gülsün, Muhsin Koçyiğit, Nalan Uluğ, Refik Türk, İhsan Yaşar …; “Dicle İçin Konuk Yazarlar” bölümünde Ödül Evren-Naz Evren, Müslüm Üzülmez, Refik Türk, Prof. Dr. Figen Kıvılcım Çorakbaş düşüncelerini bizlerle paylaşmış. Son bölüme ise Refik Türk, Miktat Üzülmez, M. Nuri Aslan ve Ahmet Deveci’nin “Kavalcı Zülfo’ya İthaf Edilmiş Dicle Şiirleri” konulmuş.

Bu çalışma elbet taktiri hak ediyor ama bana göre biraz kendimize çizdiğimiz sınırların dışına çıkamamış gibi. Bardağın hep dolu tarafından bakılmış. İki yıl önce değerli hemşerim Refik Türk tarafından derlenen Köy Enstitüsü’nden İlköğretmen Okulu’na HOŞOT (DİCLE) ANILARI kitabına ilişkin yazdığım “Hoşot (Dicle) Anıları ve Önemli Bir Öneri” başlıklı yazımda şunları yazmıştım (23 Mayıs 2024):

“Kitabın çıkmasında emeği geçenlerin hoş görüsüne sığınarak bir şey daha söylemek istiyorum. Kitapta anılarını yazanların da sık sık vurgulandığı gibi, o dönem Dicle Köy Enstitüsü ve ardılı Dicle İlköğretmen Okulu’na okumaya gelenlerin çoğu Diyarbakır, Siirt, Mardin ve Urfa’nın kasaba ve köylerinden, yani Kürt coğrafyasından gelen 11-12 yaşlarındaki yoksul “ana kuzusu” Kürt çocuklarıydı.

Bunlardan bazıları da kitapta anılarını yazanlardır. Ama bu anılarını yazanlardan hiç kimsenin okulda Kürtçe konuşmanın yasaklanması, kendi anadillerini konuşamaması konusunda dişe dokunur hiçbir şey anlatmaması bana çok ilginç geldi. Antti Jalava’nın bu konuda kulağa küpe olacak çok güzel bir tanımlaması var, şöyle: “Anadilim benim derim ve diğer diller ise giysilerimdir. İnsan ne zaman isterse kendi isteklerine göre giysilerini değiştirebilir ama derisini değiştiremez.” Çok merak ediyorum: Anadillerinin yasak oluşu ve konuşamama “ana kuzusu” Kürt ve Arap çocuklarında ne tür duygu kırılmaları yarattı, çocuk yüreklerinde ne tür fırtınalar estirdi?”

Benim göre bildiğim kadarıyla, Tanıklarıyla Köy Enstitüsünden İlköğretmen Okuluna DİCLE AYDINLIĞI” kitabında da aynı durum söz konusu. Bir tek Refik Türk, bir Kürt olarak, “Evde Zazaca, çevrede Kürtçe, camide Arapça, okulda Türkçe” öğreniyorduk diyerek anadil sorununa çok kısa ama veciz bir şekilde değinmekte; Kürtçe konuşan arkadaşına öğretmenin “Eşek arısı soksun dilinizi” dediğini ve bu öğrencinin okuldan uzaklaştırıldığını anlatmaktadır (s.262, 270). Bu çalışmayı yapan değerli hocamın, tanıkların ve anlatıcıların hoşgörüsüne sığınarak, sormak istiyorum: Neden bu okullardan mezun olanlar anlatılarında işin bu yanına hiç değinmiyorlar acaba? Yoksa kökenlerinden/Kürt oluşlarından arınarak “iyi bir Türk vatandaşı” olduklarını mı düşünüyorlar? Merak ediyorum!..

Tanıklarıyla Köy Enstitüsünden İlköğretmen Okuluna DİCLE AYDINLIĞI’nda yer alan “Enver Atılgan ve Dicle Köy Enstitüsü” başlıklı yazımın en son paragrafında yaptığım tespitte:

“Dicle Köy Enstitüsü ve diğer tüm köy enstitüleri ışık saçan birer kuyruklu yıldız gibi arkalarında iz bırakarak tarihin içinden geçip tarih oldular. Aydınlık bir gelecekten yana olanlar, toplumsal ve tarihi duyarlılık taşıyanlar siyasal, toplumsal ve kültürel gelişmemizin tarihini bilmek ve dahası, bu tarihi oluşturmak için geçmişte yaşananları eleştirisel bir bütünlük içinde kayıt altına almalıdırlar,” demekteyim (s.357).

Evet, eğitimde bir marka olan köy enstitüleri ardında iz bırakarak kayan bir yıldız gibi kaydı, geriye de muazzam bir miras bıraktı. Zaman çizelgesine göre köy enstitülerinin açılışları ve kapanışları üzerinden yarım asırdan fazla bir zaman geçti. Bu süre zarfında Sovyetler Birliği dağıldı ve dünyada tüm sosyalizm pratikleri başarısız oldu. En önemlisi de dünya genelinde bilgisayar ve bilişim teknolojisi hayatın her alanında yaşamımızı tümden etkisi altına aldı. Türkiye özelinde ise çok sayıda darbeler yapıldı, sıkıyönetimler ve olağanüstü haller yaşandı, idam sehpaları kuruldu, Kürtlerle uzun yıllar “düşük yoğunluklu” bir savaş sürdürüldü, siyasi partiler sürekli kapatıldı, iktidarlar değişti ve şu anda da AKP-MHP ortaklığı “Cumhur İttifakı” ülkeyi yönetmektedir. Ve Kürtlerin haklarını elde edişine dair bugün “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi”, “Terörsüz Türkiye, “Barış ve Demokratik Toplum” gibi herkesin kendine göre adlandırdığı ucu açık belirsiz bir süreci yaşıyoruz.

Tüm bu gelişmeleri dikkate alarak bizler her şeyi sağlıklı bir şekilde yeni baştan düşünerek, konuşarak olup bitenleri kırıp dökmeden eleştiri süzgecinden geçirmemiz gerekir. Tarihe mal olan köy enstitülerini de aynı anlayışla ele almalıyız.

Bilindiği gibi, köy enstitüleri hakkında eskiden beri olumlu-olumsuz çok şey söylendi ve söylenmektedir. Söylenenlerden biri de bu okulların “Kürtleri Türkleştirdiği” mevzusudur. Örneğin, Malatya-Akçadağ, Ergani-Dicle, Sivas-Merkez ve Manisa-Demirci İlköğretmen okullarından 1976 çıkışlı, “Eğitim ve Köy Enstitüleri”yle ilgili çalışmaları bulunan Prof. Dr. Ali Arayıcı, Kemalist Dönem Türkiye’sinde Eğitim Politikaları ve Köy Enstitüleri adlı kitabında olayın bu boyutuna da değinerek şunu yazmaktadır:

“Söz konusu olan bölgelerde bu okulların açılmasının nedeni, buralarda uygulanan ‘asimilasyoncu’ eğitim anlayışıyla, Kürt kökenli çocukların kendi anadillerine yabancılaşmasını sağlayarak onların ‘iyi bir Türk vatandaşı olması’ amacını taşımaktadır.” (s. 257)

Bu ve bunun gibi daha başka söylenenleri, eleştirileri sağlıklı bir şekilde değerlendirmeliyiz. Kendimize çizdiğimiz sınırların dışına çıkarak, Kürt çocuklarının anadillerinin bu okullarda yasaklanmasının “Aydınlanma”ya ne kadar katkı sunduğunu iyice düşünmeliyiz.

Ayrıca, yeni döneme uygun eğitim politikaları geliştirmek gibi çok önemli bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Bu nedenle, eskiye çok fazla takılıp adeta ondan medet umar pozisyonuna düşmemeliyiz diye düşünüyorum.

Ben, bu eleştirimin hoş karşılanacağını inanarak Tanıklarıyla Köy Enstitüsünden İlköğretmen Okuluna DİCLE AYDINLIĞI kitabının hazırlanmasında emeği geçen, katkı sunan tüm güzel insanlara teşekkürlerimi ve selam, sevgi ve saygılarımı gönderiyorum.

Künyesi:
Prof. Dr. Kemal Kocabaş, Tanıklarıyla Köy Enstitüsünden İlköğretmen Okuluna DİCLE AYDINLIĞI, Bassaray Yayınları, Nisan 2026, İzmir.

2 Mayıs 2026 Tarihinde:
https://www.tigrishaber.com/dicle-aydinligi-ve-koy-enstituleri-9081yy.htm
https://www.erganihaber.net/kose-yazisi/1579/dicle-aydinligi-ve-koy-enstituleri.html
https://www.ruhanews.com/kose-yazisi/1471/dicle-aydinligi-ve-koy-enstituleri.html
https://www.gaphaberleri.com/kose-yazisi/1873/dicle-aydinligi-ve-koy-enstituleri.html
yayımlandı.

6 Comments

  1. İhsan Yaşar’ın 2 Mayıs 2026 tarihli mesajı

    Merhaba Abim.
    Eline, yüreğine sağlık.
    Maalesef Kemal Bey benim gönderdiğim yazıda bazı yerleri çıkarmış.
    İki üç sefer telefonda tartıştık, hatta gönderdiğim yazıyı yayınlama demeyi denedim ama ve lakin; abilerimiz Kemal Bey dünyayı yeniden keşif ediyormuş gibi teşekkür ve methiye yarışına girdiler.
    Yalnız kaldım.
    Kitapta kullanılan Fotoğraf çok kötü, siz, Kemal Burkay, Zülküf Gülsüm, Nalan abla … Ve diğer yazı gönderenlerin emeği en hafif ifadeyle önemsememektir.
    Ve maalesef işin daha acı tarafı bu tarihi okulundan mezun olan bunca yazar, çizer, öğretmen, iş insanı ve akademisyen varken, Ortaklar İlkÖğretmen Okulu mezunu Muğla’lı bir akademisyen tarafından yazılmış olması.
    En yakın zamanda bende bir yazı yazıp paylaşım yapacağım.
    İzninizle yazınızı Dicle ilk öğretmen okulu Mezunları Kültür Derneği WhatsApp gurubu sayfasında paylaşacağım.
    Sağlık ve sıhhat diliyorum.
    Selam ve saygılar.

  2. Hamdullah Işık’ın 2 Mayıs 2026 tarihli mesajı

    “Dicle Aydınlığı” ve Köy Enstitüleri üzerine kaleme alınan bu kıymetli eserin değerli yazarını gönülden tebrik ediyorum. Ortaya koyduğunuz olumlu değerlendirmeler ve eleştirel bakış açısı; yalnızca bir hatırayı ya da geçmişi anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda bir dönemin ruhunu, emeğini ve idealizmini günümüze taşıyan güçlü bir köprü vazifesi görüyor.

    Kaleminize sağlık… Nice anlamlı, ufuk açıcı ve yol gösterici yazılarınızın devamını diliyorum.
    Saygılarımla.

  3. İrfan Açıkgöz’ün 2 Mayıs 2026 tarihli mesajı

    Merhaba abi. Çok güzel ifade etmişsin. Eleştirilerin ve tespitlerin yerinde. Ne yazık ki bu okullarda güzel ve anlamlı işlerin yanında asimilasyon/Türkleştirme amaçlı uygulamalar da yapıldı. Nedense utangaç ve minnetle borçlu hissinden kurtulamayan yazar ve çizerler o dönemi aklama telaşındalar hala. Eğer kötü dönemleri, uygulamaları ve kişileri yerli yerince eleştirel gözle inceleyemezsek bu bataklıkta daha çok uzun süre debeleniriz diye düşünüyorum.
    Selamlar ve kolaylıklar dilerim

  4. Nuri Yılmaz’ın 2 Mayıs 2026 tarihli mesajı

    Sevgili dostum, Dicle öğretmen okulu olarak evrildiği ilk dönemde müracaatımız üzerine kendi şoförlerine (Mehmet abi namı diğer deli Mehmet) bir hafta izin verip bize traktör kullanmayı öğretti. Sorun çıktığında okulun tamir atölyesine götürüyorduk.
    Ayda bir köylülere sinema, yılda iki kez de piyes izletilirdi,

  5. Prof. Dr. Kemal Kocabaş’ın 2 Mayıs 2026 tarihli mesajı

    Sevgili Müslüm teşekkürler… Ben tanıklıkların ifadelerine aynen ilettim… Özellikle köy enstitüleri döneminde asimilasyon dair hiçbir iz yok… Öğretmen okulu döneminde özellikle 1970 sonrası Kürtçe konuşanlara karşı özellikle faşist öğretmenlerin zulmü var… Olayı salt etnik pencereden bakmanın çok doğru olmadığını düşünüyorum… Bütün tanıklar Kürt kimliklerini açıkça ifade ettiler… Yine de eleştirilerin için teşekkürler… Dostça selamlar.

  6. Salih Şimşek’in 2 Mayıs 2026 tarihli mesajı:

    Sevgili güzel dostum. Köy Enstitüleri ile ilgili ezber bozan tespitlerin için seni yürekten kutluyorum.
    Öğretmenlik mesleğine başladığım günden, emekli olduğum güne kadar TÖB DER ve EĞİTİM SEN gibi örgütlenmeler içinde aktif olarak yer aldım. Yaşadığım tüm bu süreçte, söz konusu yapılar, her 17 Nisan’da Köy Enstitüleri ile ilgili etkinlikler yapıyorlardı.
    Yazınızda belirttiğiniz tespitler ve kimi daha başka nedenlerden (Binaların yapılışı esnasında köylülerin zorla çalıştırılması, okuyan çocukların tarım ve hayvancılık işlerinde ücretsiz çalıştırılması, ‘çocuk olmalarına rağmen’ vb.) hareketle bu etkinliklere itirazlarımı bildirerek katılmazdım.
    Sevgili dostum.
    Maalesef, bugün aynı ezberlerle Köy Enstitülerinden söz ediliyor.
    Umarım bu güzel yazınla yıllardır sürdürülen bu kör ezber bozulur.

    Ergani Kitap Fuarı’nın Onur Yazarı olarak bulunmayı hakkıyla elde ettiğine bütün yüreğimle inanıyorum.
    Seni tüm yüreğimle kutluyor ve başarılar diliyorum.
    Sevgilerimle.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.