Politika - Page 5

/

Batman’dan Kızıl Bir Yıldız Kaydı

Zamanın durdurulmaz akışının bir sonucu olarak bizim kuşak sonbaharına girdi gibi. Yavaş yavaş sararıp dalından düşen yaprak misali arkadaşlarımız hayattan birer birer düşüyor. Bu düşenlerin arasına maalesef Süleyman Talay da katıldı. Süleyman Talay, “kas hareketinin kontrolünden sorumlu sinir hücrelerinin hasarından kaynaklanan nadir

okuma süresi: 4 dk.

Adnan Aral’ın Ardından…

/
okuma süresi: 4 dk.

Adnan Aral (d.1927) 13 Mart 1979’da vefat etti. Aramızdan ayrılı 37 yıl oldu. Adnan Aral, Ergani(Diyarbakır)’nın zengin ailelerinden Bekir Efendi’nin oğludur. 15 Ekim 1961’de yapılan Genel Seçimlerde Yeni Türkiye Partisi’nden Diyarbakır Milletvekilli seçildi ve dört yıllık milletvekilliği sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapmış olduğu ateşli konuşmalarıyla kısa zamanda tanındı. 1965 seçimlerine katılmayıp Ergani’ye gelerek tekrar avukatlığa başladı. Bana göre hem Osmanlı ve hem de Cumhuriyet döneminde Meclise girebilme şansına sahip olmuşlar içerisinde en iyi, en demokrat ve en aydın Erganili milletvekilidir. Şimdiye kadar Ergani’den parlamentoya girebilmiş milletvekilleri içerisinde, O’nun gibi entelektüel bir birikime sahip milletvekili bir daha seçilmedi: O, yurt

İşimiz Zor

okuma süresi: 5 dk.

“Tüm zaferlerin sırrı, öngörülmeyenin öngörülmesindedir.” –Marcus Aurelius Amerika merkezli bir çağa girdik. ABD’nin dünya hükümdarlığı Sovyetler Birliği’nin 1991’de çöküşüyle başladı. Bu çöküşle, ABD dünyanın tek küresel gücü ve uluslararası sistemin de merkezi haline geldi. 1945’lerden sonra yaşanan Soğuk Savaş, ABD-Sovyetler Birliği rekabetinden ziyade küresel bir çatışmaydı, Dünyanın ve özelliklede Avrupa’nın paylaşımı ve nüfus etmenin bir kavgasıydı. Bu savaş bugünde değişik boyutlarda başka bir şekilde devam etmektedir: ABD’nin stratejisi savaş ve ekonomik çıkara/gelişmeye odaklıdır. Geçtiğimiz günlerde ABD Savunma Bakanı James Mattis ülkesinin yeni ulusal savunma stratejisini açıklarken önceliğin “terörizm değil Çin ve Rusya gibi güçlerle rekabet” olduğunu çok açık bir şekilde

“Çiçekler Özgürlük Ortamında Nefeslerinin Kokusunu Yayar”

/
okuma süresi: 6 dk.

Bu sıralar Halil Cibran’ın kitaplarını okuyorum. Gündemin sıkıcılığından mı, yazıların mistik ve romantik havasından ya da edebi dozajının yüksek oluşundan mıdır ne hikmettir anlayamadığım şekilde kitaplarına sarılmış durumdayım. İyi ki okumaya başlamışım. Bugünün boğucu siyasi atmosferinin dışına çıkmak isteyenlere, “sevginin harman yerine adım” atıp “sevginin vecdini duymak” arzusu taşıyanlara Cibran’ın yazılarının ilaç gibi geleceğinden kuşkunuz olmasın. İnsan okudukça okumanın hazzına varıyor. Sanki sözcük avcısı, sözcüklere derin anlamlar yükleyerek yazıyor; yanık ve içten bir seslenişi var. Dostoyevski gibi insan ruhunun derinliklerinde kopan fırtınaları anlatıyor. İsyan etmeden ama, bir ermiş gibi tevekküle acı ve sevincin diyalektiğini sunuyor. Hayatın kardeşleri aşk, güzellik, sevgi,

Çiçek Kar Altında Boy Atar Yazıma Dair Okuyucu Mektupları-2: Ali Haydar Üzülmez

/
okuma süresi: 5 dk.

Yazının öncesi: Çiçek Kar Altında Boy Atar Yazıma Dair Okuyucu Mektupları-1: Nurettin Değirmenci “Çiçek Kar Altında Boy Atar” başlıklı yazımla ilgili okuyuculardan gelen mektuplardan Nurettin Değirmenci’nin mektubunu geçen hafta paylaşmıştım. İzninizle bu hafta Ali Haydar Üzülmez’nin mektubunu paylaşmak istiyorum. Ali Haydar Üzülmez’den Gelen Mektup: «Sevgili Ağabeyim, “Çiçek Kar Altında Boy Atar” başlıklı yazınızı okudum. Yazı biraz içindeki sıkıntıları edebi bir dille dışa vurmuş gibi olmuş. İyi güzel olmuş ancak ne yapmalı konusunda bence yeni şeyler söylemek gerekir. Kısaca şöyle özetleyebilirim: Dünya kapalı ekonomi ve toplumdan açık ve küresel ekonomik topluma doğru geçiş sancılarını yaşamaktadır. Eski ideoloji, siyaset ve anlayışlar, kurumlar

Çiçek Kar Altında Boy Atar Yazıma Dair Okuyucu Mektupları-1: Nurettin Değirmenci

/
okuma süresi: 3 dk.

“Çiçek Kar Altında Boy Atar” başlıklı yazım yayınlandıktan sonra birkaç telefon ve elektronik posta marifetiyle mektup aldım. Gelen telefon ve mektuplarda hem övgü var, hem eleştiri… Yazıma ilgi gösterip zaman ayırdıkları için, lütfedip düşüncelerini bildirdikleri için tüm okuyucularıma buradan teşekkürlerimi gönderiyorum. Hepinizin başım gözüm üstünde yeri var. Gelen eleştirilerde çoğunlukla yazının biraz karamsar olduğu, günümüzdeki gelişmelerin örtük anlatıldığı veya yeterince açık yansıtılmadığı, “duygusal kopuş” konusunun ise benimsenmediği vs. belirtiliyor. Nurettin Değirmenci ve Ali Haydar Üzülmez’den gelen mektuplarda ise farklı yorum ve tespitlerle yazıma düşünsel katkı sunulmak istenmiş. Bu nedenle bu mektupları sırasıyla paylaşmak istiyorum. Nurettin Değirmenci’den Gelen Mektup: «Sevgili Müslüm,

Çiçek Kar Altında Boy Atar

okuma süresi: 4 dk.

Yanlışı doğru (ya da eğriyi doğru) gibi göstermeye çalışanlarKendi kendilerini kandırdıkları gibi başkalarını da kandırmaya çalışır. Kalemim bugünlerde sanki bana gücendi. Harfleri bir biri ardınca sıralamıyor. Sözcükler havada asılı kalıyor. Rahmet damlaları gibi beyaz kâğıtlara/ bilgisayar ekranına damlamıyor. Bu sıkıntıya katlanarak yine de yazma işini sürdürmeye çalışıyorum. Yeni yıla kanla girdik. Mevsimin en soğuk günlerini ve siyaseten en karamsar kışı yaşıyoruz. Dondurucu hava her yanı sardı; soğuk kötü günler bastırdıkça bastırıyor. Buzhanedeymişiz gibi ruhumuzu ısıtacak bir şeyler arıyoruz, ama ırzı kırık Dünya bir kriz içinde. Hiç iç açıcı bir durumda değil. Yakın bir zamanda da bir ışık gözükmüyor. Dünya genelinde

Hayatın Ötesine Giden Arkadaşım Şerif Bayram’a

/
okuma süresi: 3 dk.

“yanlış zaman sürgünüdür insan” –Mehmet Oğuz 1643’te doğan İsaac Newton birçok şeyi araştırıp ortaya çıkaran bir bilgedir. Yıldızların hareketi, ışığın yapısı, sesin hızı, ısının iletimi ve yerçekimi kanunu bu dâhinin sayesinde bilinir olmuştur. Bu buluşlarından en çok yankı uyandıranı ise “yerçekimi kanunu” dur. Eduardo Galeano, Ve Günler Yürümeye Başladı adlı eserinde “Çağıran toprak” başlıklı yazısında Newton’u anlatırken, bize: “Yerçekimi kanunu; bizi çağıran ve çağırırken de bize kökenimizi ve kaderimizi hatırlatan toprağın karşı konulmaz çekim gücü” olduğunu söyler. “Yerçekimi kanunu”nun, daha geniş anlamıyla “doğanın kanunu” denilen yasaya karşı koymamız mümkün değil, ama bu “kanun”, bu “yasa” çoğu kez haksız işlemektedir. Alçaklar,

Medeniyetler Çatışması mı, İmparatorluk Hâkimiyeti mi?

okuma süresi: 4 dk.

Işığın KaynağıDüşün Sanat DergisiYıl: 2015, Sayı: 7 Amerikan yeni sağının politik hatlarını çizen Harvard Üniversitesi’nde Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Samuel P. Huntington, 1993 yılında “Medeniyetler Çatışması” adlı yazısında: Kısaca, dünyanın Amerika ve Batı Avrupa’nın içinde yer aldığı Batı; Rusya ve Doğu Avrupa’nın içinde yer aldığı Slav-Ortodoks; Latin Amerika, Japon, Konfüçyüs, Hindu, İslâm medeniyetlerinin arasındaki etkileşim ve çatışmayla şekilleneceğini açıklamıştı. (Medeniyetler Çatışması, Vadi Yayınları, s.13–41)Bu görüş dünyada büyük bir yankı uyandırdı. Olumlu olumsuz birçok açıklama ve yazıya konu oldu. Ünlü şairimiz Sezai Karakoç da Çıkış Yolu adlı eserinde aynen S. Huntington gibi Dünyayı Batı Medeniyeti, Doğu Medeniyeti ve İslâm Medeniyeti olmak

Diyarbakır’dan Işıltılı Bir Yıldız Kaydı

/
okuma süresi: 7 dk.

Sevgili Kemal Ezber’imiz aramızdan ayrıldı. Ölüm haberini 30 Aralık 2014 günü Şeyhmus Diken’in Tigrishaber Sitesi’nde yayınlanan yazısından öğrendim. Anısına saygı, vefa borcu niyetine anılarımı paylaşmak istiyorum. 1974-75 yıllarında Diyarbakır’da henüz İlerici Gençler Derneği-İGD kurulmamış, yavaş yavaş kurulma çalışmaları yapılmaktaydı. Ben Ankara’da öğrenciydim. Tatillerde Ergani’ye ailemin yanına döndüğüm zamanlar bazen Diyarbakır’a da uğruyor ve İGD görüşünü benimseyen arkadaşlarla buluşup sohbetler ediyorduk. Diyarbakır’da o yıllarda CHP İl Başkanı Hasan Değer, Gençlik Kolları Başkanı da Kemal Ezber’di. Ve CHP Genel Başkanı Ecevit’in de “Karaoğlan” olduğu yıllardı. O zamanlar İGD görüşünü benimseyen gençlerin bir kısmı CHP Gençlik Kollarında çalışıyordu (Diyarbakır’da İlerici Yurtsever Gençlik Gazetesi

İyi ve Kötü, Işık ve Karanlık

okuma süresi: 4 dk.

Bizleri yılan ve akreple dolu karanlık odalarda terbiye etmek istiyorlar. Plan üstüne planlar yapılıp yaşamımızda ışık ve gül olmasını istemiyorlar. Kafeslenip mahkûm edilerek, dünyamız karartılarak zindanda yaşamamızı istiyorlar. Işığın özgürlük, gülün barış olmasından dolayı ışıktan korkuyorlar, gülden nefret ediyorlar. İnsanları çirkinlikler içinde, karanlıklarda yaşatmak istiyorlar. İş bitirici bir avuç elit ülke nimetlerinden sadece kendileri nasiplenmek istiyor. Üretmeden tüketmek; asalakça, üretenlerin kazancına ortak olmak istiyorlar. Ve mal üreteni, hizmet üreteni, bilgi üreteni küçümsüyorlar. Her şeyin eskisi gibi sürmesini istiyorlar. Değişime karşı direnerek, hem kurumları, hem toplumu çürütüyorlar. Bunun için entrikaya, yalana, dolana sarılıyor, karşısındakini karalıyor ve zehir saçıyorlar. Utanmadan yalanın doğru,

1 3 4 5 6 7 11