Tarih - Page 5

/

Eski Zamanlarda Üçevler

                 Üçevler’de herkesin yerine nöbete kalan Anam Hava Üzülmez’e… hüzün sarıncakayan bir yıldız gibi düşersin aklıma.ahhh… üçevler…dut ağacının gölgesinde kaldı gençliğim. Üçevler; Makam Dağı’ndan bazen çok sert, bazen de serin esen rüzgârların dokunuşuyla okşanan, yaşamımda geçmişe doğru uzanan biraz puslu, biraz silik,

okuma süresi: 132 dk.

Yerel Tarih Çalışmaları Üzerine

okuma süresi: 4 dk.

Yerel tarih çalışmalarıyla ilgili çeşitli üniversitelerin tarih bölümü öğrencilerinden iletiler, mektuplar ve telefonlar alıyorum. Çoğunluk bilgi ve belge istiyor; kimi de yol, yöntem konusunda görüş soruyor. Öğrencilerin yaptığı veya yapacağı yerel tarih çalışmaları/tezler mecburiyetten, okul bitirme amaçlı olduğundan gerçekleri yansıtması çok zordur. Bu tür çalışmalar genellikle devletin, muktedirin, bağlı oldukları üniversitelerdeki hocalarının istekleri doğrultusunda olur, oluyor. Örneğin, öğrencilere bazı konuları araştırmalarını ve bunları çalışmalarında işlemelerini söylediğimde; “Abi, dediğin konuları eğer yazarsam tezim kabul görmez. Hocam kabul etmez” türünde hemen sitemlerini bildirmekteler. Ayrıca kabul görmüş klasik tarihin konuları da zaten bellidir: Kral, padişah, paşa ve kahramanlar, “hainler” “arkadan hançerleyenler”… Böyle olunca

Diyarbakırlı Bazı İslamcı Yazarların Tarih Anlayışı

okuma süresi: 8 dk.

“Elim boş,Ayağım pusu.Bir ben bileceğim oysaNe afat sevdim.Bir de ağzı var dili yokDiyarbekir Kalesi…”-Ahmed Arif Yakın dönemde Diyarbakırlı bazı İslamcı akademisyen ve yazarların Diyarbakır’a dair hazırlamış oldukları kitaplardan bazılarını meraktan, bazılarını bir şeyler öğrenme isteğinden, birini de imzalanıp adıma gönderildiği için inceledim. İncelediğim bu kitapların üç tanesini “T.C. Dicle Üniversitesi”, diğerlerini “Şehir Araştırmaları Merkezi” yayımlamıştır. “T.C. Dicle Üniversitesi” tarafından yayımlanan kitapların editörlüğünü Prof. Dr. Yusuf Kenan Haspolat yapmıştır. Kitaplarda yer alan yazıların çoğunluğunu ise akademik unvanı olan farklı şahıslar kaleme almış, ama yazılar özen gösterilmeden, gelişigüzel yazılmıştır. Sanki kitapların sayfa sayısını fazlalaştırmak için toplama bilgilerin yanında gerekli gereksiz bol bol

Tarihin Dili Olsa Da Anlatsa: Yüz Yıllık Ah!

okuma süresi: 5 dk.

“Yüz Yıllık Ah! Toplumsal Hafızanın İzinde 1915 Diyarbekir” bir sözlü tarih çalışması olup, Adnan Çelik ve Namık Kemal Dinç tarafından kaleme alınmıştır. Kitap, “1915 Diyarbekir, Kürtler” projesi kapsamında yürütülen çalışmanın sonuçlarını içermektedir. “1915 Diyarbekir, Kürtler” proje çalışmasıyla Diyarbakır il merkezinde, ilçe ve köylerinde 60 kişiyle yüz yüze görüşülerek; yaşayan insanların 1915 Ermeni Soykırımı’na dair hafıza, hatırlama ve aktarılma hâllerine odaklanıp mevcut hafızanın gün yüzüne çıkarılması hedeflenmiştir. Saha çalışmalarında yapılan görüşmeler çoğunlukla Kürtçenin Kurmancî ve Zazakî lehçelerinde, çok azı Türkçe olarak yapılmıştır. Ele alınan konunun özgül ağırlığının olması nedeniyle sahada daha fazla insanla görüşme yapılabilirdi, ama zaman darlığından bunun gerçekleşmediğini düşünüyorum.

Hüsnü Güzel Hocamızı Kaybettik

okuma süresi: 6 dk.

hep anlattığın gibi, hayat işte böylehazan yaprağı gibi dökülmeye başladık 11 Kasım 2014 günü sevdiğim güzel bir insanı, Hüsnü Güzel hocamızı kaybettik (1944-2014).Vefatını Ergani’den kardeşim Şahin haber verdi. Beklemediğim bu haber karşısında çok üzülmenin ötesinde, derin bir sarsıntı geçirdim. Çünkü o, bizim kuşak devrimcilerinin sevgili “Hüsnü Abi”si; moral ve neşe kaynağıydı. Kendisini 1978’de Ergani’de Dicle Öğretmen Okulu’nda öğretmenlik yaparken tanımıştım. Bizleri kardeşim Ali Haydar tanıştırmıştı. Hatırladığım kadarıyla o dönem Mahmut Aktop müdür, Ali Haydar müdür başyardımcısı, Hüsnü Güzel ise eğitim şefiydi. Bu tanışmamız sarsılmaz dostluğumuzun temelini oluşturdu. Sonrasında birlikte mücadele ettik, birlikte güldük, birlikte üzüldük, birlikte zulüm gördük, birlikte acılar

Geçmişte Kalan Bir Meslek: Çömlekçilik

okuma süresi: 7 dk.

1960’lı yıllar yoksulluk ve yoksunluk yıllarıydı. Ulaşım, iletişim, her şey sınırlıydı. Bir yerden bir yere gitme, bir yere bir şeyler gönderme veya oradan getirtme çok nadir yapılabiliyordu. Çocuktum. O zamanlar Ergani’den Çermiğe Faho dedemlere (Fahri Değirmenci, 1906-1999) eşekle gidip gelmek (mesafe 35 km.) muazzam bir değişiklikti benim için. Farklı yerleri, farklı insanları, farklı şeyleri görmemin etkisiyle bu seyahatlerim tam bir şenlik havasında geçerdi. 1964(?) yılı yaz tatilinde yine böyle Çermik’te dedemleri ziyaretteyken annemin dayısının oğlu Kamber Sümbül beni çalıştığı çömlek yapım yerine götürmüştü. Çömlek yapım yeri Çermik –Siverek karayolunun alt kısmında 27 Mayıs İlkokulu’ndan sonra bahçelerin kenarında bir yerdeydi. Çömlekçi

Kirvem Nadir Akyıldız’ı Sonsuzluğa Uğurladık

okuma süresi: 4 dk.

“Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim. Kalp durur. Akıl unutur.Ben dostlarımı ruhumla severim. O ne durur, ne de unutur.” -Mevlana Ölüm hayatın acı gerçeğidir. Bu acı gerçek ne zaman ve nerde karşımıza çıkar bilemeyiz. Kirvem Nadir Akyıldız’ın vakitsiz vefat haberini kardeşim Şahin’den aldım. Haberin etkisiyle sarsıldım; içimi keder ve hüzün kapladı. Sonra kendimi toparladım ve değerli dostumu son yolculuğuna uğurlamak için hemen bilet alıp İzmir Dikili’ye hareket ettim. Mezarına iki kürek toprak atarak onu sonsuzluğa uğurladım ve üç gün taziyesinde bulundum. Ama görevim bitmedi, Nadir Akyıldız’ı birazcık anlatmam ve eski günlerimizi yâd etmem lazım. Nadir, Ergani’nin tek muhacir

Ergani Madeni (Maden) Sancağı’nda Bulunan Kurumlar

okuma süresi: 5 dk.

Salnameler, Osmanlı Devleti’nin yayınlamış olduğu resmî yıllıklardır. Bu yıllıklarda genel olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun, özel olarak da şehirlerin yıllık olarak ekonomik, sosyal, sağlık, eğitim ziraat ile ilgili istatistikî verileri yer almaktadır. Bilgiler kısıtlı olsa bile, salnameler şehir tarihçilerinin, tarihçi ve araştırmacıların başvuru kaynakları arasında sayılmaktadır. Geçenlerde Diyarbakır’la ilgili “Salnamelere Göre Diyarbakır Vilayeti’nde Dini ve Sosyal Yapı” başlıklı bir “yüksek lisans tezi”ni inceledim. Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Ana Bilim Dalı Dinler Tarihi Bilim Dalı’ndan Şengül Baydur hazırlamış (Elazığ-2007). Tezde, “Diyarbakır Vilayeti’ndeki Dini ve Sosyal Kurumlar” başlığı altında “Ergani Madeni (Maden) Sancağında Bulunan Kurumlar”a dair sayısal veriler

Av. Erdinç Uzunoğlu Unutulmayacaktır

okuma süresi: 5 dk.

Bir güzel insan daha bizi bırakıp gitti. Diyarbakır Barosu avukatlarından Erdinç Uzunoğlu, 21 Ocak 2014’de gece saat 22.00 de evinde vefat etti. Bir gün sonra da Diyarbakır’da defnedildi. Ölüm hayatın ötesi, ayrılığın ebediliğidir. Giden çok yakınınsa ve de gidişinin acısını yüreğinde duyuyorsan gidenin ardından yazı yazmak çok zor. Erdinç kardeşimin cenazesinde, mezarı başında, taziyesinde bulunamadım. Bu nedenle hatırlayabildiklerimi yazmam, onu yâd etmem boynumun borcu. Kendisiyle en son 2012’de Diyarbakır’da yazıhanesinde görüşmüştük. Yoldaş Koçero kitabımı hediye etmiş, sonra çıkıp birlikte yemek yemiştik. İki gün sonrası için de; “Ben, sen ve Hüsnü Güzel üçümüz birlikte Muharrem Demir’in yerinde güzel bir kafayı çekelim.

Halat Çambel’in Anısına…

okuma süresi: 7 dk.

Bir aydır Rusya’nın St. Petersburg (Leningrad) kentinde oğlumun, torunlarımın yanındaydım. Saygı duyduğum güzel insan Prof. Dr. Halet Halet Çambel’in vefatını ancak Rusya’dan döndükten sonra öğrendim. Koca bilgi çınarının ölümüne, bizi bırakıp gidişine üzülmemek elde değil. O, üreten ve düşünen bir düşünürümüzdü. Düşünce ve ürettiklerini paylaşan, paylaşmadan zevk alan bir aydınımızdı. Başımız sağ olsun. Sevgili hocamı en son 15 Eylül 2008 tarihinde Çapa Tıp Fakültesi’nde hasta yatan eşi Nail Çakırhan’a refakat ettiği esnasında ziyaret etmiş, hasta olan eşine şifalar dilemiştim. O zaman 90 yaşının üzerinde olmasına rağmen gözlerinin içi hayat doluydu, gülüyordu. Bedenen çok canlı ve hareketliydi. Zekâsının pırıl pırıl oluşuna

Salnâme-i Diyarbekir’de Ergani’nin “Dil-Nişîn”liği

okuma süresi: 4 dk.

Ergani’nin nasıl “dil-nişîn” (gönülde yer tutan, hoş) bir yer olduğuna geçmeden önce salnâmenin ne olduğuyla ilgili kısa bir açıklamanın faydalı olacağı kanısındayım. Salnâme, bir senelik olayları topluca göstermek üzere hazırlanan eserler için kullanılan bir sözcüktür. Türkçeye Tanzimat’tan sonra girmiştir. Farsça “sene” demek olan “sal” ile yine Farsça “mektup”, “kitap” anlamına gelen “name” sözcüğünün birleşmesiyle oluşmuştur. Günümüzdeki karşılığı “yıllık”tır. Batılılar salnâme veya yıllık karşılığında “annuaire”, “annus”, “annale” ve “almanac” sözcüklerini kullanmaktadır. Salnâmeler Osmanlı Devleti’nin yayınlamış olduğu resmî yıllıklardır. Bu yıllıklarda genel olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun, özel olarak da şehirlerin yıllık olarak ekonomik, sosyal, sağlık, eğitim, ziraat ile ilgili istatistikî verileri yer almaktadır.

1 3 4 5 6 7 16