Üçevler’de herkesin yerine nöbete kalan Anam Hava Üzülmez’e… hüzün sarıncakayan bir yıldız gibi düşersin aklıma.ahhh… üçevler…dut ağacının gölgesinde kaldı gençliğim. Üçevler; Makam Dağı’ndan bazen çok sert, bazen de serin esen rüzgârların dokunuşuyla okşanan, yaşamımda geçmişe doğru uzanan biraz puslu, biraz silik,
Meryem Ana Kilisesi İle İlgili Bir Yazışma
Sn. Samuel Anders’ından Gelen Yazı: Merhaba Müslüm Bey,Öncelikle yaptığınız çalışmalardan dolayı sizi kutluyorum. Gerçekten güzel çalışmalar çıkartmışsınız.2008 yılında buradan Erganili bir arkadaşımla Diyarbakır’a gittik oradan yanımıza bir arkeolog alıp Mardin Diyarbakır Süryani Metropolü Saliba Özmen ile Diyarbakır Papazımız Yusuf Akbulutla birlikte Eğil Belediye başkanını ve Ergani Belediye başkanını ziyaret ettik. Fakat Ergani belediye başkanımız Nadir beyle görüşemedik kendileri Ankara’daydı. Bu nedenle Ergani’de bulunan Manastırı hava koşullarından dolayı göremedik.Diyarbakır’a döndük Almanya’ya dönmeden bir gün önce Belediye Başkanınız Nadir Beyle görüştük telefonla kendisine Ergani’de bulunan Meryem Ana olarak bildiğimiz Manastırı görmek ve bu manastırla ilgili elinizde belge ve resimler varsa inceleyelim ve
Tarih Bilincine Dair…
Kamil Sümbül’e gönderdiğim bir yazı Dayımoğlu, selam. “Tarih Bilinci” başlıklı yazını okudum. Eline sağlık. Yazını benimle de paylaştığın için teşekkür ederim. İzninle bir iki noktaya değinmek istiyorum: (…)a)Tarih Bilinci Kürtlerde haklı olarak belirttiğin gibi zayıf. Bu biraz kurumlaşamamadan geliyor. Bana göre, Kürtler hızla ve var güçleriyle kurumlaşmayı temel alacak bir çalışma içinde olmalıdırlar. Zor olsa da başarılması gerek! Yazında Ermenilerde, Süryanilerde Tarih Bilincinin olduğunu, Kürtlerde olmadığını yazıyorsun. Ermenilerin, Süryanilerin kiliseleri var. Alfabeleri var. Kiliselerde sadece din öğretilmiyor, aynı zamanda eğitim yapılıyor; kendi dillerinde ve kendi alfabelerinde. Kürtlerin gittiği cami ve medreseler böyle bir işlev içinde olmadılar. b)İslamiyet’in Kürtlerde ulusal bilinci,
Bir Ziyaretin Düşündürdükleri
15 Eylül 2008 günü Çapa Tıp Fakültesi Dâhiliye Bölümü 403 nolu odada hasta yatan Nail V. Çakırhan ve kendisine refakat eden eşi Prof. Dr. Halet Çambel’i ziyaret ettim. Nail Bey yatakta, sırtı duvara dönük kolunda serum takılı, arada sırada ki inlemelerinin dışında hiçbir harekette bulunmadan yatıyordu. Yarım saatlik ziyaretim sırasında bu vaziyeti hiç değişmedi. Durumunu sorduğumda, Halet Hanım, vücudunda enfeksiyon olduğunu, enfeksiyonun kaynağının henüz saptanamadığını açıkladı. Halet Hanım’a kendisinin nasıl olduğunu sorduğumda ise, kendisinin iyi olduğunu, uzun süredir Nail Bey’in sağlık sorunlarıyla ilgilendiğini belirtti. Halet Hanım’ı ilerlemiş yaşına rağmen gözlerinin içinin güldüğünü, canlı, zekâsının ise pırıl pırıl olduğunu gözlemledim. Gözlüksüz
Gökyüzüne Akan Bir Yıldız: Kenan Mendekli
“Bir çocuktun sen pırıltılar yaratacaktın düzensizliğindenBunun için belki deMasmavi bir örtü gibi bırakarak gölgeniGeçtin resim çeken söğütlerin içinden” -Cemal Süreya İnsanın sevdiği birinin ölümü ardından yazı yazması çok zor. Sevdiğim insanların ölümü ardından yazdığım ikinci yazım bu. İlkini Mehmet Uzun için, “Bir bayram günü bizi bırakıp gitti” başlığıyla yazmıştım. Şimdi de sevgili dostum Kenan Mendekli’nin ardından yazıyorum. Kenan Mendekli, benim siyasi düşünce arkadaşım, eşimin iş arkadaşıydı. Kardeşim Haydar’ın eşinin de halasının oğluydu. Erzincan’ın Refahiye ilçesi Şahverdi Köyü’nden Cibolar’dandı. Alevi ve Kürt’tü. Dahası iyi bir devrimciydi. Emekçi ve emeğe saygılıydı. Mücadele insanıydı. Emekçilerin kurtuluşunu şiar edinmişti. Güzel ve aydınlık günlerin mücadeleyle
Hocam M. Şehmus Güzel’den Aldığım Bir Mektup
Değerli hemşerim, merhaba. Başın sağolsun. Kenan Mendekli’ye ilişkin makaleni okudum. Bu kadar genç yaşta ayrılması son derece adaletsiz. Sayende kendisini tanımak olanağını buldum. Umarım siyaset eleştirileri kitabı yakında yayınlanır ve okumak olanağı bulabiliriz. Kitap tanıtıcı yazılarını da okumak isterim. Belki onlar da derlenip okuyucuya sunulabilirler. Erzincan Refahiye il merkezini arkada bırakan kasabalardan biridir. Adının il merkezininki kadar tanınmasında Kenan gibi iyi yetişmiş çocuklarının katkısı mutlaka belirleyici oluyor. Toprağı bol olsun. Gökyüzünden bizi aydınlatmaya devam etsin. Elbette artık karpuz yerken Kenan’ı anımsamak ve fırsat çıkarsa aramızda karpuz yeme yarışları yapıp Kenan’ı ve hikayelerini anlatmak mümkün olacak. Sana ve eşine ve Kenan’ın
Övgü Değil, Eleştirileriniz Beni Mest Etti
Sadık Toraman yazdığı Kimsesizliğimin Kimsesiyim ve Kendimi Sende Seviyorum şiir kitapları üzerine yaptığımız bir yazışma Merhaba.Bugün uzun uzun okudum tekrar benle ilgili yazınızı.(*) Bir baba, bir abi nasihatinden çok emeklerimi boşuna çıkarmamam için çabalayan bir dost gördüm. Ve en güzeli hayatımda kimse bu kadar irdelemedi yazılarımı. Bu beni çok mutlu etti. Övgü değil, eleştirileriniz beni mest etti. Umarım siz gibi büyüklerimin saygısını ve emeğini boşa çıkarmam. Numaranızı yollarsanız sevinirim hocam…Selam ve sevgilerimle… SADIK TORAMAN14 Mayıs 2008 *** Sevgili hemşerim,Eleştirilerimi yanlış anlamadığınız çok için sevindim.Ben mal üreten, hizmet üreten ve daha çok da yazan, çizen ve düşünce üreten insanlara saygı duyan
Bir Rastlantı Sonucu Edindiğim Fotoğraflar
Geçtiğimiz Şubat ayında 8 Mart Dünya Kadınlar Gününün Hikâyesi başlıklı bir yazı yazmayı tasarladım. Yazma işi tamamlandıktan sonra Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı’nda (TÜSTAV‘da) çalışan arkadaşım Şerif Bayram’ı telefonla arayıp, 8 Mart’la, İlerici Kadınlar Derneği-İKD‘nin 8 Mart’ı Diyarbakır’da kutlamasıyla ilgili bir yazı yazdığımı, bu yazıda kullanmak üzere, Diyarbakır’daki kutlamaya ilişkin TÜSTAV’da fotoğraflar olup olmadığını sordum. Şerif araştıracağını söyledi. Konuşmamızdan bir gün sonra arayıp; TÜSTAV’daki görevlilere fotoğrafları sorduğunu, ancak fotoğrafların daha henüz tasnif edilmediğini, ama Kızıl Feministler kitabının yazarı Sn. Emel Akal’da istediğim fotoğrafların olabileceğini söyledi ve cep telefonunu verdi. Bu bilgiyi alınca hemen Emel Hanımı telefonla arayarak kendimi tanıtıp ricamı
“Kim ‘Doğulu’ Kim ‘Batılı’?”
Abdurrahman Üzülmez’in gönderdiği bir yazı Amcaoğlu selam. Çok önemli ve güncel bir soruna değinmişsin.(*) Fakat ben bu konuda biraz farklı düşünüyorum. Bir süre önce bana gönderdiğin Nabi Yağcı’yla -ki malum önemli ve özgün bir düşünürümüzdür- ilgili linkte Ortaçağla ilgili algılardaki ezberlerin yanlışlığına değiniyordu. Bu da öyle bir konudur bence. Zira rahmetli Edward Said’in bahsettiği Oryantalizm’in tuzağına düşüyoruz çoğu kez bu konuda. Batının dinamik, Doğuyu ise, hiçbir zaman değişmez ve durağan olduğunu varsayıyoruz. Oysa daha önce doğunun önde (üstün değil) olduğu dönemler de oldu. Batı da daha düne kadar benzer sorunları yaşadı. Bugünde bu sorunlar yerine başka sorunlarla boğuşuyor. Ayrıca idealize
St. Petersburg’da Bayram, Noel, Yılbaşı ve…
GidişOğlum Ozan’ın isteği üzerine Kurban Bayramı ve Yılbaşı’nı St. Petersburg’da ailece birlikte kutlamaya karar verdik. Ben ve eşim 20 Aralık’ta İstanbul’dan, Utku da Diyarbakır’dan İstanbul’a gelip 24 Aralık’ta St. Petersburg’a hareket edecek şekilde gerekli vize ve uçak biletlerini ayarladık. 20 Aralık 2007’de Kurban Bayramı sabahı inanların çoğu Bayram Namazı’nı kılarken; ben ve eşim, ufak bir kahvaltı yaparak Bayram Namazı daha bitmeden, sokaklar tenhayken bir taksi ayarlayıp havaalanının yolunu tuttuk. Bagaj ve bilet işlemlerini sorunsuz hallettikten sonra, saat 12.15’te Rus Havayollarına ait bir uçakla 15 dakika gecikmeli olarak St. Petersburg’a havalandık. Rus Havayollarına göre Türk Hava Yolları bir adım önde. Örneğin:
“Yaşam Her Yönüyle Devam Ediyor”
Kamil Sümbül’den aldığım bir mektup Merhaba Bibioglu, St. Petersburg izlenimlerini okudum,(*) bu ikinci kez izlenimlerini yazıya döküyorsun. Hemen cevap yazamadım, bende bu bir haftadır üşütmüştüm. Bu yıl kış ayları güney İsveç te hiç kar yağmazken mübarek sanki mart ortasını bekledi. Yapılan açıklamalarda 1902’den sonra tespit edilen en sıcak kış mevsimini yaşadık derken doğa kızdı demek, hemen kar, fırtına soğuk havayı gönderdi. İsveç’in 2/3 zaten karla kaplıydı, sıcak kış ayları güneyinde oldu. Çiçekler açmıştı, ağaçlar tomurcuklanmıştı, birden hava eksilere düştü. Önce Bewran sonra Kawan ardından ben düştüm, neyse öksürüğün dışında biraz iyileştim. Newroz’u hasta hasta kutladık. Neyse, bu ikinci St. Petersburg