Üçevler’de herkesin yerine nöbete kalan Anam Hava Üzülmez’e… hüzün sarıncakayan bir yıldız gibi düşersin aklıma.ahhh… üçevler…dut ağacının gölgesinde kaldı gençliğim. Üçevler; Makam Dağı’ndan bazen çok sert, bazen de serin esen rüzgârların dokunuşuyla okşanan, yaşamımda geçmişe doğru uzanan biraz puslu, biraz silik,
Kitap Dosyanı Okurken Edebi Bir Tat Aldım
Yılmaz Değirmenci’ye kitap dosyasına ilişkin gönderdiğim yazım Sevgili Dayımoğlu/Halamoğlu,Gönderdiğin kitap dosyasını(*) zevkle okudum, hem de iki kez. Okurken duygulandım ve gururlandım, çok mutlu oldum. Bir tanıdığımın, akrabamın böylesine güzel bir eseri kaleme alması beni mutlu etti. Mutlu edenler mutlu olur. Senin de bu satırları okurken mutlu olacağını düşünüyorum. Kutlarım. Eserinde modern bir derviş gibi, kendi arzuhalini içindeki Ben’e güzel anlatmışsın. Anlatımını, cümlelerdeki söz dizilimini, kurguyu ve içeriğini beğendim. Yazıda bazı bölümlerin başına yazdığın şiirler yazılanlarla tam bir uyum içinde olmuş. Şiirler şiir tadında ve çok güzel kaleme alınmış. Bir bütün olarak kitap dosyanı okurken edebi bir tat aldım. Eserinde “zıtların
HEPİNİZE MERHABA…
M. Şehmus Güzel’in bir iletisi DEĞERLİ GRUPDAŞLARIM(*), HEMŞERİLERİM, ARKADAŞLARIM HEPİNİZE MERHABA, amcamoğlu değerli abem Ali Güzel’in değerli hemşerimiz Yavuz Aközel’in yazısına ve değerli hemşerimiz Müslüm Üzülmez’in yazıya katkısına ilişkin anılarını okuduğunuzu tahmin ediyorum. Bu anılar harika. Ali Abe son cümlede daha ne diyeyim bilmem ki diye soruyor. Hemen yanıtımı vermek istiyorum: Abem iki gözüm bu tür anılarını yazmayı sürdür. Kısa kısa yaz istersen ama ne olur yaz. Örneğin bizim mahalleyi anlat, çarşıyı anlat, bahçeye gidişlerimizi, kuş avlamalarımızı, bağlarda yılan izi sürmemizi, babalarımızı, analarımızı, ablalarımızı, amcalarımızı, teyzelerimizi, abelerimizi, öğretmenlerimizi, kız arkadaşlarımızı anlat. Giden arkadaşlarımızı anlat Babam. Bak kiminin ismi bile unutuluyor,
Yavuz Aközel ve Müslüm Üzülmez’e Teşekkürler
Ali Güzel’den bir yazı Yavuz Aközel’in yazısını grupta(*) görünce, doğrusu ben de, Osman Aközel’in oğlu filandır herhalde diye düşünmüştüm. (Şair, ressam, emekli öğretmen Osman Aközel, ilkokuldan sınıf ve hatta sıra arkadaşımdır) Meraklı ve araştırıcı kardeşim Müslüm Üzülmez’in sorusuna karşı Osman Aközel ile ilgisinin bulunmadığını belirten Yavuz Aközel’in açıklamaları beni aldı uzak geçmişlere götürdü.(Memleket mi, yıldızlar mı, gençliğim mi daha uzak!-N.Hikmet) Yavuz, sanırım üç kardeşin en küçüğü idi, evleri Halk Kütüphanesi’nin yanındaki sokak merdiveninin doğu kenarında idi, onun da doğusunda bizim ev vardı, bizim de doğu bitişiğimizde Ergün Sönmez’lerin evi vardı.(Ergün abenin babası bir dönem belediye reisliği de yapmış olan Zülfikar
“İnsan Yılmaz Güney”
M. Şehmus GÜZEL’den aldığım bir yazı DEĞERLİ KARDEŞİM MÜSLÜM, merhaba. Epeydir haberleşemedik. Herhalde ikimiz de kendi meselelerimizle meşgul, çalışıp duruyoruz diye düşünüyorum. Bu günlerde çok yoğun olmamın nedenlerinden biri son günlerde okuyucuya sunulan iki kitabıma ilişkin çalışmalar. Aralık başından beri zamanımın çoğunu bu çalışmalar aldı. Daha önce bu konuda yazdığımı sanıyorum. Senden de epeydir haber alamadım. Meşgul olduğunu tahmin ediyorum. Bugün yeni yayınlanan iki kitap konusunda kısa bilgi verip, birkaç ek iletiyorum. Maksat haberin ve bilgin olsun. Birkaç yerde sözü edildi, ancak Ergani Söz’de de kitaplara ilişkin bilgi verilmesinin çok iyi olacağını umuyorum. Bu konuda yardımını rica ediyorum. Bu amaçla
Müslüm Üzülmez’e Binbir Teşekkür
M. ŞEHMUS GÜZEL DEĞERLİ GRUPDAŞLARIM(*), KIYMETLİ HEMŞERİM MÜSLÜM ÜZÜLMEZ, hepinize en içten sevgi ve selamlarımla merhaba. Müslüm Üzülmez gün be gün zahmet edip arşivindeki Ergani Fotoğraflarını seçti, tek tek temizledi, hazırladı, “taradı”, süsledi püsledi, birbiri peşi sıra sıraladı ve bize tane tane gönderdi. Arşivlerimiz zenginleşti, anılarımız da. Evet anılarımızla yeniden sarsıldık. Unutmak üzere olduklarımızı, insanları, şeyleri, olayları, binaları, evleri(mizi), dükkanları(mızı) yeniden ve yeniden anımsadık, zaman zaman hüzünlendik, zaman zaman gülümsedik. Hem ağladık hem güldük. Geçen zamana bir parça da bozuk attık: Ulan böyle mi geçilirdi be zaman dedik. Geçen zaman akan zaman saçlarımızı ağarttı, sakal uzattık, bıyıklarımız yine yerinde ve
Açılım ve Demokrasi Çüngüş Kilisesi
Dayım Nurettin Değirmenci’den aldığım bir mesaj ve bir yazı Sevgili yeğenim,Ekteki yazıyı Diyarbakır kümesine(*) gönderdim; yayınlamadılar ama hyteret yayınladı.Sizleri öpüyorum.Nurettin Değirmenci *** Açılım ve Demokrasi Çüngüş Kilisesi Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Türkiye gayrimüslim cemaat vakıflarının mallarını iade ederken Yunanistan, Bulgaristan, Girit ve Kıbrıs’ta kalan Osmanlı dönemi vakıfları konusunda mütekabiliyet (karşılıklılık) prensibinin çalıştırılmasını isteyen muhalefete, “Mütekabiliyet olmaz. Bir devletin, kendi vatandaşlarına tanıyacağı hakları, diğer devletlerin tutum ve politikaları esasında belirlemesi söz konusu olamaz” dedi. Arınç, İzmir Musevi Cemaati’nin 13 Aralık 2011’de azınlık vakfı olarak tescil edildiğini, ancak mallarının iadesi için henüz başvurmadığını açıkladı. Arınç, MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın sorusuna verdiği
Anılar ve Tarih Ya Da Fırtınalı Yolun Yoldaşları
Ortaöğretim 10. sınıflarda okutulmak üzere Milli Eğitim Bakanlığınca hazırlanan (veya onay verilen) tarih kitabında Süryani’lere ilişkin düşmanlaştırıcı, rencide edici ifadeler üzerine, Süryani Cemaati dinî ve toplumsal önderlerinin -maalesef büyük medyada fazlaca yer verilmeyen- haklı sitemlerini içeren açıklamaları nedeniyle, marazî tarih modeli bir daha orta yere geldi. Objektif tarih yazmanın netameli ve belki de olanaksız denecek derecede zor olduğunu kabul ederim. Ancak tarih yazanın bunu yaparken kişisel ve sınıfsal öznelinden uzak durmaya niyet ve gayret etmesinin mümkün olduğunu düşünürüm. On yıllar boyunca tarih bilgisi diye yüzeysel, kof içerikli, saptırıcı anlatımlarla nesiller yetiştirildi. Yaşanmış çağın sosyal, ekonomik, kültürel yapısını, üretim-paylaşım ve çıkar
“Görevimi yerine getirmişim demek ki…”
Mehmet Mercan’ın gönderdiği bir yazı Can dostum merhaba… Eline, kalemine, yüreğine sağlık. (Örtmeli Küçelerde Kalan Anılar/ Müslüm Üzülmez) “Diyarbakır Türküsü” az da olsa anılarını tazelemişse, duygularını depreştirmişse bu beni mutlu eder. Görevimi yerine getirmişim demek ki… Yazı çok güzel, sevgi dolusu duygularla örülmüş, çok teşekkürler… Kitapta ne yazık ki bazı basım hataları/ eksikleri var. Bu da basımda bulunmadığımdan kaynaklandı. Basımla ilgili notların çoğu yerine getirilemedi. Örneğin, bazı önemli fotoğrafları daha büyük, tam sayfa istemiştim, olmamış. Bazı toplu fotoğraflarda yer alan kişilerin isimleri vardı konalmamış. Bazı yazıları bağımsız sayfalarda başlasın demiştim yapılmamış. Yazı karakter ve puntoları rahat değil… Neyse. Dediğim gibi
Yazılanlar Sizin Duygu ve Düşünceleriniz
Misbah Hicri’ye Tarihsiz ve Talihsiz Şiirler kitabı ile ilgili gönderdiğim yazı Değerli dostum Misbah Hicri,Merhaba. Tarihsiz ve Talihsiz Şiirler’in(1) tümünü okudum. Güzel. Duygu ve düşüncelerini sözcüklerle iyi ifade etmişsin. Kutlarım. Şiirlerin içeriğine yönelik bir şey söyleme hakkını kendimde görmüyorum. Çünkü yazılanlar sizin duygu ve düşünceleriniz. Ve kim bilir hangi duygu yoğunluğunda ve neler düşünerek o dizeleri oluşturdunuz? Okuyanın algısıyla yazanın algısı farklı şeylerdir. Bu nedenle, sadece yazım tekniği açısından şiirlerde gördüğüm bazı eksiklikleri bildirmek istiyorum. Şiirlerde yazım tekniği açısından bir bütünlük göremedim. Örneğin:1. Bazı şiirlerde noktalama işareti hiç kullanmamışsın. Bazen de hem kullanmışsın hem kullanmamışsın. Bazılarında ise tamı tamına kullanmışsın.
Edip Polat’ın Gönderdiği Bir Yazı
30. Koğuş ve Direniş Yıl 1983’ün başı. 5 nolu cezaevi idaresi yeni bir konsept başlatarak koğuşlarda ne kadar direngen veya önder konumunda mahkum varsa, hepsini 36. koğuşa (eski adıyla 37. koğuş, yani hücrelere) topluyordu.Ocak ayında 14. koğuştan buraya yedi kişi getirildik. Kimler vardı bizden önce? İşte bir kaçı: Ruşen Aslan, Erdal ve Mümtaz Kotan, eski bld. Başkanı Mehdi Zana, eski milletvekili Nurettin Yılmaz, Haydar Geçilmez, Ömer Ağın, Abdullah Doğma, Şükrü Göktaş, Ömer Çetin, Nazif Kaleli, Azmi Kaleli, Ahmet Nitelik, Kaya Karan ve aynı davadan yargılanan Müslüm Üzülmez vardı. Mayıs ayına kadar o koğuşun değişik hücrelerinde kaldık, ayın kaçıydı hatırlamıyorum bir