Gazetemizin köşe yazarlarından Müslüm Üzülmez’in kişisel web sitesi www.uzulmez.site yayın hayatına başlamıştır. Yazarımızın web sitesinde gazetemizde yayınlanmış yazıları dışında, basılmış kitapları, değişik gazete ve dergilerde çıkmış yazıları, teknik yazıları ve daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış yazıları ile kendisi ve kitapları hakkında basında
“Hilar”ın Dünü ve Bugünü Müslüm Üzülmez’in Kaleminden
Enver Yorulmaz Okul öncesi yıllarda her zaman “Can Yoldaşı” olduğum ve sonsuz sevgileriyle yoğrulup kendilerinden her konuda geniş bilgi edindiğim Babaannemle, Ergani’den her Hilar’a gidişte ayrı bir heyecan ve merakla dolardım. Beni o derece her görüşte düşünceye salan ve alabildiğine meraklandıran tek konu Hilar’daki akrabalarımızdan her seferinde gördüğümüz yakın ilgi ve içtenlik değildi; öteden beri gerek eski yazı ve figürleriyle, gerekse kayalıkların oyularak adeta ev şeklinde yapılandıran tarih öncesi yerleşim birimlerinin varlığıyla kaynaştırdığımda daima orayı bir mutluluk ve olağanüstü bir ilgiyle dolaşırdım. Ergani’yi çevreleyen tüm köylerde ya annemle babamın akrabaları veya oralarda yerleşik düzeni bulunan halalarım vardı. Yakınlarını görmeye giden
Saklı Tarihin Hilar Sayfası
Şeyhmus Diken Yukarı Mezopotamya, insanlık ve uygarlık tarihinin bugünlere kalan kültür mirasıdır. Soyadının “Büyük ülkenin babası” anlamına geldiğini bildiğim Profesör Ekrem Akurgal; yanlış anımsamıyorsam “Anadolu Uygarlıkları” kitabında, Anadolu topraklarındaki hayat için, bütünüyle “saf bir ırktan” söz edilemeyeceğini, Anadolu ve Mezopotamya’da yaşayan eski ve kadim uygarlıklar tarih sahnesinden çekilmekle birlikte onların evlatları olan halklar hâla bu coğrafyada yaşıyor, demişti. Ve eklemişti; eğer bu insanlar tümüyle yokolup yerlerine başkaları gelmediyse (Ki öyle bir şey olmadığı tarihi bilgilerimizle sabit) o halde şimdi adına “Türkiye Cumhuriyeti” denilen bu ülkede yaşayan insanlar, bu topraklardan gelmiş geçmiş bütün uygarlıkların ortak evlatları. Yani “ez cümle” her birimiz
On Bin Yıllık Tarihin Tanığı: Hilar
Yazar bu çalışmasında kitaplardan, raporlardan ve çeşitli metinlerden faydalanmış. Ayrıca, Hilar köyündeki köylülerle, Ergani ve Diyarbakır’daki Hilarlılarla ve konuya hâkim kişilerle yaptığı görüşme ve konuşmalardan da yararlanmış. Birçok prehistorik dönem yerleşim yerinin bölgede (Nevale Çore/Şanlı Urfa-Bozova, Çeme (Hallen Çem olmalı.- M. Üzülmez) /Batman, Çayönü/Diyarbakır-Ergani, Til Huzur/Ergani, Papazgölü/Ergani) yer aldığını biliyoruz. Yazar, Hilar’ın ve Çayönü’nün, tarih içindeki yerini ve serüvenini öğrenme fırsatı veriyor. Kitabın sonunda ek olarak Amerikalı araştırmacı Ellswort Huntington’un 1903 yılında Hilar’da yaptığı inceleme sonucu kaleme aldığı “The Hitit Runins of Hilar, Asia Minor” yazısının Türkçe çevrisi ile Hilarlı Şerafettin Güneli’nin “Zağros Yöresinde Değiştirilen Tarihi Yer İsimleri” başlıklı yazısı
Tarihe Kayıt Düşmek Herkesin İşi Olmalı
Mustafa Sütlaş Hilar kitabında Diyarbakır’ın Ergani ilçesinin yakınlarındaki on bin yıllık tarihe sahip Çayönü’nün de içinde yer aldığı bugün ayakta durmaya çalışan ve Müslüm Üzülmez’in doğduğu, yaşadığı “Hilar” köyünün öyküsünü okudum… Çocukken kabul ettiğim doğrulardan birisi “insan yaşarken mutlaka bir ‘eser’ yaratmalı” düşüncesiydi. Bu “eser” her şey olabilirdi. “Her şey”in içinde, “hiç” noktasının bir öncesinde ise bir “kitap” yazmanın geldiğini düşünürdüm. “Bir insan dünyaya hiçbir şey bırakamazsa en azından bir ‘kitap’ yazmalı” derdim kendi kendime. Çünkü yazının “kalıcı” olduğu öğrenmiştim ve benimsediğim, inandığım bir başka “doğru” idi. Eskiden yazı “ak”ı bile tam olmayan “kağıt”lara, nadiren “mürekkepli”, sıklıkla ya kurşun kalemle
Hilar, Neolitik uygarlıktan
Vedat Çetin Tarih yazmak zor bir iştir. Tarihin içinde saklı birikimin bulunup çıkarılması için sabır ve azim gerekir. Bu nedenle Hilar gibi antik bir yerleşim yeri üzerine tarih çalışması yapmak demek… Tarih yazmak zor bir iştir. Tarihin içinde saklı birikimin bulunup çıkarılması için sabır ve azim gerekir. Bu nedenle Hilar gibi antik bir yerleşim yeri üzerine tarih çalışması yapmak demek, kelimenin tam anlamıyla iğne ucuyla kuyu kazmak demektir. Atın ve buğdayın ilk evcilleştirildiği, ekildiği; ekmeğin fırında ilk pişirildiği, bakırın bulunmasıyla ilk madenciliğe geçilmesi, Hilar yerleşim yerine aittir. Acı olan gerçek, Hilar’ın yazının henüz bilinmediği dönemini, yazının kullanıldığı döneme oranla daha
Tarihin Doğduğu Mekan: Hilar
M. Şehmus Güzel Buğdayın ilk ekildiği, ekmeğin fırında ilk pişirildiği yer olarak bilinen Hilar’in tarihi yazıldı. Müslüm Üzülmez’in kaleme aldığı ‘On Bin Yıllık Tarihin Tanığı: Hilar’ adlı kitap Arkeoloji ve Sanat Yayınları’nda çıktı. Ergani’de, 1965 yaz dinlencesindeyiz. Bir yıl öncesinde İstanbul ve Ankara’daki değişik fakültelerin giriş sınavını kazanmış ve ilk ders yılını idrak etmiş “Ergani’nin medar-iftiharı” biz gençler, yani Şeref Yıldız, Zeki Sezer, Zülküf Güneli ve bendeniz, dinlence vesilesiyle bir araya gelmenin tadını çıkarmak için Hilar Çayı tarafına gidiyoruz. Ergani’nin hemen yanı başında. Bizden birkaç yaş büyük ama gönlü hep bizimle olan amcamoğlu Ali Güzel ağabeyimiz de bizimle. Hilar’a gidenin
10 Bin Yıllık Tarihin Tanığı: Hilar
M. Şehmus Güzel Arkeoloji ve Sanat Yayınları genel olarak araştırma ve kazı yapmış ünlü akedemisyenlerin ve iyi tarihçilerin yapıtlarını yayınlanmasıyla tanınıyor. Bu kez bu kural bir parça bozulmuş. İyi de olmuş. İlk defa arkeolog veya tarihçi olmayan birinin çalışması okuyuculara sunuluyor. Değerli hemşehrimiz Müslüm Üzülmez’in ‘On Bin Yıllık Tarihin Tanığı: Hilar’ adlı çok önemli bir kitabı Arkeoloji ve Sanat Yayınları tarafından yayımladı. Kitabın sunu yazısını ise Hilar’ı a’dan z’ye bilen Zülküf Güneli yazmış. Üzülmez’in kitabına sunu yazması ise hem çok iyi fikir, hem de geçmişin bize göz kırpmasıdır. Hilarlı olana da bu yakışır zaten. İyi eser yerini böylece buluyor. İyi
Görev Bilinci
Nurettin Değirmenci Araştırma yapanlar gerçeklere ulaşmayı amaç edinmelidir. 1970’li yıllarda, genel olarak, kısa yoldan Türkiye, Ortadoğu, hatta Dünya’daki yoksul toplumları baskı ve acılardan kurtarmayı hayal ediyorduk. Kısmen bilgi ve beceri kazanıp, acı gerçekleri yaşadıkça, bireyleri, aileleri, toplumları… kurtarmanın kolay olmadığını öğrendik. İhtiyaç gereği tatlı hayallerden kurtulup acı gerçekleri kabul etmeye başladık. Doğada her oluşumun bir bedeli vardır. Bedel ödemeyenler asla doğanın sunduğu nimetlerden yararlanamazlar. Yani: İyi niyetli, hoşgörülü, insancıl düşünürlerin yoksulları acılardan kurtarmayı hayal etmesi güzeldir ama bedel ödemeden yoksulların sefaletten kurtulması tatlı yalandır. Doğa, mutlak kurallarını çiğneyerek yoksullara ayrıcalık tanımaz. 1990’lı yıllarda Maçka Parkında bulunan Descartes heykeli önünde durup,
On Bin Yıllık Tarihin Tanığı: Hilar
Uzun süredir sitemize değerli yazılarıyla katkıda bulunan Sayın Müslüm Üzülmez‘in “On Bin Yıllık Tarihin Tanığı: HiLAR” adlı kitabı Arkeoloji ve Sanat Yayınları‘nın katkılarıyla okuyucularıyla buluştu. Sayın Müslüm ÜZÜLMEZ‘i kendi Web adresinden ve sitemizdeki yazılarından takip edenler, kendisinin tarihe olan ilgisini ve tarihi eserler konusundaki duyarlılığını fark edecektirler. Sayın Müslüm Üzülmez bu eseriyle çok övündüğümüz ancak geçmişi adına çok az şey bildiğimiz bu ülkenin bir parçası olan Hilar’ı iki yıllık bir çalışmanın sonucunda bizlere tanıtıyor. Sayın Müslüm ÜZÜLMEZ “Ben, kadim bir yerleşim yeri olan Hilar’ın tarihini yazmaya çalışarak, ulusal ve uluslararası alanda önemi olan bu kültürel varlığımızın tanıtımının sağlanmasında, belgelendirilmesinde ve
Yerel tarihin iyisi: Hilar… Hilar
M. Şehmus Güzel 1965 yaz dinlencesindeyiz. Ergani’de. Bir yıl öncesinde İstanbul ve Ankara’daki değişik fakültelerin giriş sınavını kazanmış ve ilk ders yılını idrak etmiş «Ergani’nin medar-iftiharı» biz gençler, yani Şeref Yıldız, Zeki Sezer, Zülküf Güneli ve bendeniz kulunuz, dinlence vesilesiyle biraraya gelmenin tadını çıkarmak için Hilar Çayı tarafına gidiyoruz. Bizden birkaç yaş büyük ama gönlü hep bizimle olan amcamoğlu Ali Güzel ağabeyimiz de bizimle. Hilar’a gidenin içli köftesi veya çiğ köftesi eksik olmamalı. Peyniri, isotu, domatesi, fetir ekmeği, yoğurdu, şusu busu da. Ve bilhassa «kırmızısı» da. Eh o günlerde devlet fabrikalarında üretilen iyi şaraplar bize gelene kadar bittiği ve hep